29 Ekim 2008 Çarşamba

Blogger'a pirince giderken...

Tam yazacaktık derken nurtopu gibi bir Blogger yasağımız oldu geçen hafta biliyorsunuz. Bir sabah siteyi bir açtım, baktım o artık iyice aşina olduğumuz kırmızı iğrenç fontlarla yazılmış estetik yoksunu "Bu siteye erişim engellenmiştir" ibaresi. "Ulan" dedim, "kesin hakkında atıp tuttuğumuz şirketlerden birisi kapattırdı Markagiller'i. Alsaydım Fish Card, böyle olmayacaktı". Neyseki, sorun Markagiller değilmiş. Gerçi önceleri kim olduğunu da anlayamadık ama bütün blogların kapalı olmasından bir haltlar olduğunu tahmin etmek zor olmadı.

Neyse böyle bir heyecan halinde Ek$i Sözlük'te isyan edip dururken, olayın üzerindeki sır perdesi yavaş yavaş aralanmaya başladı. Digiturk'un antifraud ekibi, Blogger üzerinden Lig TV görüntülerini yayınlayan bloglar nedeniyle mahkemeye başvurmuş (bu arada Diyarbakır Mahkemesi ne alaka onu çözemedim), mahkeme de demiş ki: "Tez uçurun o Blogger'in kellesini".

Şimdi burada kime kızsam bilemedim. Hadi hakimlerimiz cahil, alt alan mantığını anlamıyorlar, blog ne demek bilmiyorlar, interneti bir cins amazon hayvanı sanıyorlar, tamam. Peki ya Digiturk? Şu ünlü, çok eğitimli, çok bilgili antifraud takımı? Avukatları? Dava dosyasını Blogger'ın erişime engellenmesi yönünde mi hazırlıyorlar? Eğer öyleyse, bu iyi niyet midir?

Allah'tan Digiturk'un tek meselesi Lig TV izlemek olmayan, eğitimli bir müşteri kitlesi de var. Olay bu hale dönünce tepki öylesine sertleşti ki, Digiturk araya giren haftasonunun akabinde geri adım atmak durumunda kaldı. Tabii o geçen iki günde, Digiturk'ün marka değerine ne olduğunu ben açıkçası çok merak ediyorum.

Hakkını tabii ki koruyacaksın sevgili Digiturk. Ancak bir adım atarken, bu adımın sana ne kazandıracağını ve ne kaybettireceğini de iyice hesap edecek, o adımı ona göre atacaksın. Biz buna kısaca işletmecilik diyoruz. Daha ecnebice bir kelime istersen Wikipedia'dan Optimizasyon başlığını da inceleyebilirsin. Bu arada Wikipedia da, Web 2.0 mantığında bir oluşum, yani yarın öbür gün onu da kapattırman için vesileler olabilir, bu arada onlara da bir bak. Vaktini verimli kullan.

Aferim. Böyle kenardan kenardan.

5 yorum:

Burak Pişkin dedi ki...

Bir de şu açıdan yaklaşalım, böyle her hafta ya da herhangi bir hafta bizlere heyecan fırtınası yaşatan bu "dangozlar" olmasa bloglara malzeme mi kalır?

blogger'a pirince giderken ana.... olmak diye tamamlardım başlığı ama biz söz ayarini bu bloglar sayesinde öğrendik.

Saygılar, takipteyim :)

ozgur dedi ki...

Selamlar,

"bu arada Diyarbakır Mahkemesi ne alaka onu çözemedim" demişsiniz.

Bildiğim kadarıyla - ki çok az biliyorum - bu tarz başvurular merkezi bir yere yapılıyor ve uygun mahkeme o merkezi yer tarafından seçilip işe atanıyor. Uygunluk kriteri de yoğunluk ve bazı özel durumlar için tecrübeden başka bir şey değil sanırım.

Hatta bu atamayı da yetkililerin övündüğü bir bilgisayar sistemi yapıyormuş. Geçenlerde "Ergenekon Davası" üzerine yapılan bir açıklamada anlatmışlardı. Bu atamayı bilgisayara yaptırıyor olmakla övünmek de ironik aslında, ne yani iki memur dosyaları karıştırıp karar mı vereceklerdi?

Bu haftaki Uykusuz'un kapağıyla son vermek istiyorum yorumuma. Muhtemelen bir hafta sonra bu adreste bulunabiliyor olacak. Benim hemen görmem lazım diyenler de bir tane Uykusuz edinsinler artık canım :)

Melike Demirbağ Kaplan dedi ki...

Hmm, demek ki neden o.

Uykusuz değil de, Penguen olmasın o? Google arama müdürlüğünü diyorsan hayatımda görüdüğüm en güzel şeylerden birisi :)

Alamet-i Fa®ika dedi ki...

Bizler tarladaki otlardan kurtulmak için orman yakan bir milletin evlatlarıyız(!) Daha bu ne ki?

cagatayHan dedi ki...

hocam internetten maç izleyerek istemeden sitenizin kapanmasına katkı yaptığım için özür dilerim...:)