<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799</id><updated>2011-05-22T20:41:37.883+03:00</updated><category term='tasarım'/><category term='pazarlama iletişimi'/><category term='akademik'/><category term='halkla ilişkiler'/><category term='pazarlama dünyası'/><category term='güncel'/><category term='internet'/><category term='perakendecilik'/><category term='marka yönetimi'/><category term='havadan sudan'/><category term='reklamlar'/><category term='ekonomi'/><category term='yavru markagiller'/><title type='text'> </title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>56</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-1619572675037513803</id><published>2009-04-07T13:48:00.007+03:00</published><updated>2009-04-07T14:59:26.055+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkla ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Obama...</title><content type='html'>&lt;a href="http://cdn.wn.com/o25/ph//2009/03/23/26601521e07a9c353e374bac4cb71dbd-grande.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 234px; height: 185px;" src="http://cdn.wn.com/o25/ph//2009/03/23/26601521e07a9c353e374bac4cb71dbd-grande.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Herhangi bir milletin hayranı değilim, ama Sezar'ın hakkını teslim etmek gerek: Şu dünyada pazarlamayı en iyi bilen ulus Amerikalılardır. Bunu derken, Coca-Cola'larını, Nike'larını, McDonalds'larını, yani tüccarlık dahilindeki pazarlama çabalarını da bir kenara koyuyorum, onlar herkesin malumu zaten. Sheakespeare ileri görüşlü bir adam olsaydı, Venedik Taciri'ni yazacağına Amerikan Tacirini yazardı. Daha eğlenceli, daha heyecanlı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim şahsi görüşüm odur ki, zaten pazarlamanın beşiği olduklarından olsa gerek, A.B.D.'de doğan her çocuk pazarlama kafasıyla doğuyor. Artık senelerce pazarlama bombardımanına maruz kaldıklarından mıdır bilemiyorum, ama kaç tane Amerikalı ile tanıştıysam, eğitimli ya da eğitimsiz, kadın ya da erkek, genç ya da yaşlı, bunların kafası pazarlamaya basıyor arkadaş. En dandik mahalle şirketini kuran bile hedef pazar diyor, konumlandırma diyor, müşteri odaklılık falan diyor. Şirketlerinin adını "Babamın soyadı" diye Becergen koymuyorlar misal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, hal böyle olunca bu Amerikanyalılar, sokaktaki vatandaş tarafından pek bilinmeyen başka pazarlama faaliyetlerini de şahane yürütüyorlar. Bilimi pazarlıyorlar mesela, o yüzden en prestijli pazarlama dergileri A.B.D.'de, onlarda yayın yapacağız diye çatlıyoruz. Sanatı pazarlıyorlar, edebiyatı pazarlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yeri geliyor savaşı pazarlıyorlar. Bağdat üzerindeki yeşil ışıkları seyrediyorsun aval aval. Savaşla alakasız bir zamanda, savaşla alakasız bir yerde ve dahası savaşla alakasız bir nedenle petrole bulanmış karabatağa bakıp "vah vah" diyorsun falan. İzleyici 20 sene sonra bu filmden sıkılınca, bu sefer de barışı pazarlamaya başlıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Obama geldi ya, bir iki gündür takip etmeye çalışıyorum (Yoksa ne yoğunluktan, ne yorgunluktan haber seyredecek vaktim bile yok aslında). Bir değişik halet-i ruhiye çöktü dünyanın üstüne, biz de içindeyiz tabii. Obama'ya diyecek bir şeyim yok, adam kibar, adam yakışıklı, adam eğitimli, uzaktan gördüğümüz kadarıyla da oldukça zeki. Dahası adam zenci, adam Kenya doğumlu, adam Hüseyin yani. Olumsuz hiç bir şey söylemiyor, cümlelere hayır'la, ama'yla değil evet'le, haklısınız'la başlıyor. Gülümsüyor, Obama gülümseyince biz de gülümsemiş sayılıyoruz. Öyle bir hal ki bu, sanki bu yorgun dünya yeniden canlanacakmış gibi geliyor. İzmir'de güneş açacak, bahar gelecek falan zannediyorum (Bu sene de ne yağdı be). Ozon deliği "Abi ben çok açıldım bir kapanayım artık" diyecekmiş gibi bir şey. Değişik yani. Dediğim gibi sadece bizde de değil. Adam nereye gitse böyle, Prag'da millet alkış kıyamet, Asya desen hakeza. Bugün bir CNN yazarının sorduğu gibi: "Dünya bir Amerikan Başkanını böyle bağrına basmayalı kaç yıl oldu?" Çok olmuş herhalde. Annemler JFK'i anlatırlardı da, ölünce dünyada yas olmuş falan, inanmadıydım. Çok olmuş hakikaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse diyeceğim odur ki, bu iş nereye gidiyor şimdilik kestiremiyorum. Tek bildiğim, Amerika'nın son 30 senedir devirdiği dağları, bir Hüseyin tekrar yerine koyuyor. Artık adına pazarlama de, PR de, "hayır alakası yok, adamın kişiliği bu" de, önemli değil. Önemli olan insanların umutlanıyor olması ki, bu da bir şey. Yıllar önce Dave Mustaine, "Peace sells, but who's buying?" diye soruyordu, bugün sanki, yalandan da olsa, alıcı varmış gibi görünüyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzliyoruz valla Hüseyin kardeş. İnşallah kişiliğindendir de, sen alıcı çıkarsın diye umuyoruz. Çok yoruldu bu dünya kandan, katliamdan, barışa çok ihtiyacımız var. Sen Anıtkabir defterine yazdın ya, ben de şu gariban bloguma bu notu düşeyim dedim. Bugünkü maruzatımız budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-1619572675037513803?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/1619572675037513803/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=1619572675037513803' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1619572675037513803'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1619572675037513803'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2009/04/obama.html' title='Obama...'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-7572263771919279234</id><published>2009-03-17T12:41:00.007+02:00</published><updated>2009-04-07T15:01:56.287+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yavru markagiller'/><title type='text'>Yavru Markagiller: Yine, Yeni, Yeniden.</title><content type='html'>"Hehey" dedim son yazının tarihine bakınca, dört koca ay olmuş, bloğumuza elimizi sürmemişiz. Gerçi bir çok bloğun kaderi budur, bir gazla yayına başlayıp, akıldaki üç-beş şeyi yazdıktan sonra kıyıya köşeye atılan, unutulan blog sayısı pek çok. Ama tabii Markagiller'in yola çıkışı bu minvalde olmadı, bundan sonrası için de böyle bir planımız söz konusu değil. "E madem öyle, niye yazmadın?" diyecek olursanız, bazı sağlık çerçeveli can sıkıntılarım oldu, kendimi geyiğe vuracak takatim kalmadı. Hadise budur. Bakalım bundan sonra inşallah biraz toparlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen süre içerisinde yazılacak pek çok konu çıktı elbet ama kimisi eskidi, kimisini de ben unuttum. Şimdi yeni döneme başlayınca, bana da yazacak çok konu çıkacak, çünkü Yavru Markagiller yeni ekiplerle tekrar yayına başlıyor. Gençlerle birlikte yazma çizme işine girince de insana böyle bir heyecan geliyor işte. Bu arada Yavru Markagiller projesi, pazarlama eğitiminde bir ilk olması münasebeti ile önümüzdeki yıl Journal of Marketing Education'da yayınlanacak bir makaleye konu oluyor. Yaaa, biz de boş durmadık efendim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizden haberler şimdilik böyle. Aşağıda Yavru Markagiller linklerini görebilirsiniz, bizi izlemeye devam edin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://marketingblog2009.blogspot.com" target="_blank"&gt;Marketing Bloggers&lt;/a&gt;: İlayda, Deniz, Onur, Dila&lt;br /&gt;&lt;a href="http://administrationmarketing.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Administration Marketing&lt;/a&gt;: Gürkut, Bahar, Nuriye, Berk&lt;br /&gt;&lt;a href="http://oneminute-1.blogspot.com/" target="_blank"&gt;One Minute&lt;/a&gt;: Burçin, Niyazi, Berker, Pelin, Veysel&lt;br /&gt;&lt;a href="http://denizgizem.blogspot.com/" target="_blank"&gt;İsimsiz&lt;/a&gt;: Deniz, Gizem&lt;br /&gt;&lt;a href="http://patlicanlitavuklugozleme.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Patlıcanlı Tavuklu Gözleme&lt;/a&gt;: Cansu, Baturalp, Tuğçe, Alptuğ, Selcan&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ieumarketingmix.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Marketing Mix&lt;/a&gt;: Çağatay, Onur, Onur, Osman, İlknur, Caner&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4pazarlama.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Marketing&lt;/a&gt;: Elif, Pelin, Burcu, Berrak&lt;br /&gt;&lt;a href="http://wwwpazar.blogspot.com/" target="_blank"&gt;WWW Pazar&lt;/a&gt;: Önder&lt;br /&gt;&lt;a href="http://marketingieu.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Marketing IEU&lt;/a&gt;: Merve, Orçun, Eda, Çağlar, Özge&lt;br /&gt;&lt;a href="http://raki-balik.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Rakı Balık&lt;/a&gt;: Mehmet, Oray, Kudret&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-7572263771919279234?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/7572263771919279234/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=7572263771919279234' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7572263771919279234'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7572263771919279234'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2009/03/yavru-markagiller-yine-yeni-yeniden.html' title='Yavru Markagiller: Yine, Yeni, Yeniden.'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8636754805305029675</id><published>2008-11-09T23:36:00.005+02:00</published><updated>2008-11-20T16:32:30.330+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>A.R.O.G. = A.R.A.K?</title><content type='html'>Bu sabah Pazar sabahını uyumakla geçirmek istemeyen 10 kadar İzmirli ile Quantum of Solace'ı izledik Balçova Kipa'da. Film hakkında yazasım var, James Bond karakterinin marka gücü misal, ama ondan önce buraya başka bir konu hakkında not düşeceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film öncesinde Cem Yılmaz'ın yakında vizyona girecek olan filmi A.R.O.G.'un reklam/fragmanı yayınlandı. Yalnız problem şu ki, ben bunu daha önce seyrettim! Taş devrinde futbol temalı teaser, Nike'ın bundan 10 sene önce yaptığı bir reklamın neredeyse birebir kopyası. Bu reklam filminde, İtalyan milli takımı zebaniler karşı bir maç yapıyor, saha çizgileri ateşten, zebaniler vahşi falan filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;A.R.O.G. teaserının ise bırak konusunu, çekimleri, sahneleri bile aynı. Cem Yılmaz'ın bilgisinde bir şey mi bilemiyorum, ama bilgisi dahilindeyse hiç yakıştıramadım kendisine ki, benim için Cem Yılmaz özgünlüğün kıymetini bilen ve bu kavramı Türkiye'de çok az kişinin yaptığı düzeyde koruyan bir insandı(r).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görüntüler burada. Rastlantı mı, topuzu kaçmış bir esinlenme mi kararı siz verin artık:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.metacafe.com/watch/848975/nike_devil_comercial/"&gt;Nike reklamı&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/848975/nike_devil_comercial.swf" width="400" height="345" wmode="transparent" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;br&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.metacafe.com/watch/1975702/a_r_o_g_teaser_5_the_game/"&gt;A.R.O.G. fragmanı&lt;/a&gt;:&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.metacafe.com/fplayer/1975702/a_r_o_g_teaser_5_the_game.swf" width="400" height="345" wmode="transparent" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash"&gt; &lt;/embed&gt;&lt;br&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8636754805305029675?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8636754805305029675/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8636754805305029675' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8636754805305029675'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8636754805305029675'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/11/arog-arak.html' title='A.R.O.G. = A.R.A.K?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-244774494697158014</id><published>2008-10-29T16:09:00.004+02:00</published><updated>2008-10-29T16:32:36.177+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Blogger'a pirince giderken...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SQhzhxWf1HI/AAAAAAAAAGo/Jt9UL2rbY1k/s1600-h/y178469730651256.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SQhzhxWf1HI/AAAAAAAAAGo/Jt9UL2rbY1k/s200/y178469730651256.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5262583188602999922" /&gt;&lt;/a&gt;Tam yazacaktık derken nurtopu gibi bir Blogger yasağımız oldu geçen hafta biliyorsunuz. Bir sabah siteyi bir açtım, baktım o artık iyice aşina olduğumuz kırmızı iğrenç fontlarla yazılmış estetik yoksunu "Bu siteye erişim engellenmiştir" ibaresi. "Ulan" dedim, "kesin hakkında atıp tuttuğumuz şirketlerden birisi kapattırdı Markagiller'i. Alsaydım Fish Card, böyle olmayacaktı". Neyseki, sorun Markagiller değilmiş. Gerçi önceleri kim olduğunu da anlayamadık ama bütün blogların kapalı olmasından bir haltlar olduğunu tahmin etmek zor olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse böyle bir heyecan halinde Ek$i Sözlük'te isyan edip dururken, olayın üzerindeki sır perdesi yavaş yavaş aralanmaya başladı. Digiturk'un antifraud ekibi, Blogger üzerinden Lig TV görüntülerini yayınlayan bloglar nedeniyle mahkemeye başvurmuş (bu arada Diyarbakır Mahkemesi ne alaka onu çözemedim), mahkeme de demiş ki: "Tez uçurun o Blogger'in kellesini". &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi burada kime kızsam bilemedim. Hadi hakimlerimiz cahil, alt alan mantığını anlamıyorlar, blog ne demek bilmiyorlar, interneti bir cins amazon hayvanı sanıyorlar, tamam. Peki ya Digiturk? Şu ünlü, çok eğitimli, çok bilgili antifraud takımı? Avukatları? Dava dosyasını Blogger'ın erişime engellenmesi yönünde mi hazırlıyorlar? Eğer öyleyse, bu iyi niyet midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allah'tan Digiturk'un tek meselesi Lig TV izlemek olmayan, eğitimli bir müşteri kitlesi de var. Olay bu hale dönünce tepki öylesine sertleşti ki, Digiturk araya giren haftasonunun akabinde geri adım atmak durumunda kaldı. Tabii o geçen iki günde, Digiturk'ün marka değerine ne olduğunu ben açıkçası çok merak ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkını tabii ki koruyacaksın sevgili Digiturk. Ancak bir adım atarken, bu adımın sana ne kazandıracağını ve ne kaybettireceğini de iyice hesap edecek, o adımı ona göre atacaksın. Biz buna kısaca işletmecilik diyoruz. Daha ecnebice bir kelime istersen Wikipedia'dan Optimizasyon başlığını da inceleyebilirsin. Bu arada Wikipedia da, Web 2.0 mantığında bir oluşum, yani yarın öbür gün onu da kapattırman için vesileler olabilir, bu arada onlara da bir bak. Vaktini verimli kullan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aferim. Böyle kenardan kenardan.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-244774494697158014?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/244774494697158014/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=244774494697158014' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/244774494697158014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/244774494697158014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/10/bloggera-pirince-giderken.html' title='Blogger&apos;a pirince giderken...'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SQhzhxWf1HI/AAAAAAAAAGo/Jt9UL2rbY1k/s72-c/y178469730651256.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-4128958222466654539</id><published>2008-09-27T03:41:00.005+03:00</published><updated>2008-09-28T00:40:04.160+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Kartımız Fish, işimiz iş</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SN5zA2kGrTI/AAAAAAAAAEo/nSxGntbroeg/s1600-h/fish.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SN5zA2kGrTI/AAAAAAAAAEo/nSxGntbroeg/s200/fish.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5250760674044718386" /&gt;&lt;/a&gt;Tatil bitti, okullar açıldı, millet sayfiye yerlerinden evlerine döndü. Buna mukabil yeni yayın dönemi başlayınca, yeni kampanyalar da hız kazandı malumunuz. Bu sayede bize de yazıp çizecek yeni konular çıktı. Şükürler olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan 30 senelik hayatının üçte birini pazarlamayla fazla haşır neşir geçirince, kapitalizme de mıncıklanacak bir sevgililer günü yastığı edasıyla yaklaşabiliyor. Bu durumu, mesleğimin cimrilikten sonra yarattığı ikinci mesleki deformasyon olarak gördüğümden fazla üstünde durmuyorum. Bununla birlikte, yapılan her şeye eyvallah diyecek halimiz de yok. Allah'a şükür gönül gözümüz hala biraz açık, kapanacak gibi olduğunda da muhakkak bir reklam, bir kampanya imdada yetişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte son zamanlarda bu gözü kocaman açmamı sağlayan bir kampanya peyda oldu. Reklamı ilk gördüğümde (daha doğrusu o sırada televizyona bakmadığımdan duydum desem daha doğru olur) ilk on saniyeden sonra bunun bir banka reklamı olduğuna kani olmuştum. Zaten olmamak ne mümkün: Yarı acıklı yarı neşeli -nasıl oluyorsa- bir fon müziği eşliğinde güme giden hayallerimizden bahseden bir reklam. Biliyorsunuz reklamcılığın en temel ilkesi insanların duygusal durumunu bozmak, sonra da bunu kendi ürününüz lehine düzeltmektir. Eh, reklamda yalan olan hayallerden bahsediliyorsa, o zaman bu hayalleri tekrar gerçekleştirmemizi sağlayacak bir şeyin çıkacağı belliydi ki, bunun en kestirme yolu kredidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kredi değil ama kredi kartı çıktı, o da aynı şey. Akbank-Boyner işbirliğinde piyasaya sürülen ve kullanıcısına çeşitli avantajlar sağlayan Fish markalı bir kredi kartımız olursa, hayattaki başarısızlıklarımızı unutup yeni bir dünyaya yelken açabiliyormuşuz. Güzel. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beni hasta eden gerçekleştirilemeyen hayallerin yerine konan hayaller. Nitekim reklam ilk etapta yalan olan hayalleri şöyle sıralıyor: Hiç kimsenin çözemediği bir problemi çözmek, binlerce kişiye şarkı söylemek, dünyayı değiştirmek. Sonra bunları becemediğimiz için yapacaklarımızı listeliyor ki, bunlar arasında son model bir arabayla eski sevgilinin önünden geçmek ya da bayılana kadar alışveriş yapmak (!) yer alıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi de bunların hangisi o problemi çözmenin, dünyayı değiştirmenin verdiği hazzı verir ki? Hangisi zeki olmanın, yetenekli olmanın, cesur olmanın yerine geçer ki? Alt metin şu mudur yani: Kafanız çalışmıyor, insanları etkileyecek hiç bir yeteneğiniz yok, üstelik ezik sünepenin tekisiniz. O zaman siz de bayılana kadar alışveriş yapın. Bir nevi kıroyum ama para bende durumu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sağol abi, kalsın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-4128958222466654539?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/4128958222466654539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=4128958222466654539' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4128958222466654539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4128958222466654539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/09/kartmz-fish-iimiz-i.html' title='Kartımız Fish, işimiz iş'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SN5zA2kGrTI/AAAAAAAAAEo/nSxGntbroeg/s72-c/fish.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-4959278827813800599</id><published>2008-09-10T12:39:00.014+03:00</published><updated>2008-09-10T13:25:46.465+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Bir bardak suda fırtına koparmak</title><content type='html'>&lt;a href="http://beaver.extension.psu.edu/NResources/images/WaterGlass.jpeg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://beaver.extension.psu.edu/NResources/images/WaterGlass.jpeg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İki buçuk aylık aradan sonra tekrar evimize yuvamıza ailemizin pazarlama bloğuna bomba gibi bir dönüş yapıyorum sevgili okuyucular. Bu süre içerisinde yazamadık, zira işimiz gücümüz vardı, üstelik yaz gelince televizyon kanallarının eski dizileri ısıtıp ısıtıp vermesine benzer bir hissiyat içerisine girdiydim. Buna İzmir'in cayır cayır yanması ve genel fiziki durumumuzun pelte gibi olmasını da ekleyince, Markagiller'in neden bunca süredir güncellenmediği konusunda eminim bana hak verirsiniz. O ne sıcaktı kardeşim? Neyse şimdi Eylül, sabahları böyle hafiften bir rüzgar esiyor sokaklarda, benim de keyfim yerine geliyor yavaş yavaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yeni dönemin ilk konusu gündemi bir süredir meşgul eden arsenikli su meselesi. Bildiğiniz üzere, sevgili Ankara Büyükşehir Belediye Başkanının "Bana laf eden kendi arsenikli suyuna baksın" temalı açıklaması sonrasında bu arsenik hadisesi yılan hikayesine döndü. İzmir Belediye Başkanının da, "Sudaki arsenik fazla ama bakanlığa oranı yükseltmeleri için başvurduk, şimdilik zararlı ama oran yükseltilince zararlı olmayacak" minvalindeki söyleminden sonra işler iyice sarpa sardı. Aziz Kocaoğlu'nun bir basın danışmanı olup olmadığını bilmiyorum, ama muhakkak vardır ve PR'dan anladığı böyle bir açıklamaya onay vermekse kendisine akıl fikir diliyorum. Bu işin bir tarafı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu arsenik konusuna kısaca değinmek gerekirse bir kere herşeyden önce halk inanılmaz ölçüde yanlış bilgilendirilmiş durumda. Geçen gün televizyonda sokaktaki vatandaşla röportaj yaparlarken birisi şöyle dedi: "Bize eski suyumuzu versinler". Canım kardeşim, bu su eski bildiğin su. Suda değişen bir şey yok. Değişen şey, Avrupa Birliği Uyum Sürecinde eskiden litrede 50 mg üst sınır kabul edilirken, şimdi bu sınır 10 mg'a çekildi. E haliyle, bizim eski su da bu kritere uymadı. Yani sen zaten geçtiğimiz 30 sene bu nispeten yüksek arsenik oranlı suyu içtin. Bu bir. O nedenle şimdi delirmiş gibi damacana suya, ne bileyim İZSU'dan bidon bidon su doldurmaya saldırmanın alemi yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arsenikle ilgili ikinci yanlış bilinen (ya da hiç bilinmeyen) şey, arseniğin sadece suda var olan bir şey olmadığı. Şimdi tabii arsenik kelimesi lügatımızda bugüne kadar fazla göze çarpan bir kelime değildi, en fazla Madam Bovary ablamızın arsenik içerek intihar ettiğini falan biliyoruz. Ancak bu arsenik, işte nitrat gibi, azot gibi, ne bileyim magnezyum gibi doğanın bir parçası. Doğanın bir parçası olduğu için de suda var, toprakta var, toprakta yetişen çeşit çeşit bitkide falan var. Misal taze fasülyede, sudaki orandan kat kat fazla arsenik var. Pirinçte var. Ispanakta var. Naapacan? Fasulye pilavı da damacana ile alamayacağımıza göre? Bitkilerde olduğu için doğal olarak hayvanlarda, yani ette sütte de var bu meret. Biz doğanın bir uzantısı olduğumuz için bizde de var üstelik. Yani hadise su ile sınırlı bir şey değil*.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunu yazma nedenim "Ne güzel elementimizdin sen arsenik abla" muhabbeti yapmak değil elbet. Tabii ki arsenik pek hayırlı bir şey değil. Ancak buradan da anlaşılacağı üzere bu en temelinde siyasi bir kavga. Yani ben şimdi çıkıp, "Şşt Melih biladerim, senin de Ankara armudun ve angora yünlerin arsenikli naaber" diyebilirim, teşbihte de hata yapmam. Bir kere halk bunu anlasın istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, yediğimiz içtiğimiz her şey zehirli. Türkiye'de kanser görülme sıklığının 1/8 olduğunu biliyor muydunuz? Sürpriz! Şimdi varsayalım ki, bu arsenik kavgasının nedeni halkın sağlığını korumak. O zaman monosodyum glutomatlı besinlerin (Cips, hazır çorba, puding vesaire) her köşe başında satılmasına neden izin veriyorsunuz? Çiftçinin normalde 5 kilo veren fideden 35 kilo domates toplayabilmek için bitkiye bastığı hormona, pestisite (böcük ilacı), renklendiriciye neden göz yumuyorsunuz? Kafam kadar elma gördüm ben markette yahu. Şirketlerin daha çok kar edebilmek amacıyla envayi çeşit gıda koruyucusunu, teflonu, don beyazlatıcısını ve daha sayamayacağım binlerce karsinojeni gazlamasına neden ses çıkarmıyorsunuz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan canı daha ucuza geliyor değil mi? Çakallar sizi.&lt;br /&gt;&lt;em&gt;*&lt;a href="http://books.nap.edu/openbook.php?record_id=9003&amp;amp;page=233" target="_blank"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Hangi canlıda ne kadar arsenik var görmek için buraya bakabilirsiniz&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-4959278827813800599?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/4959278827813800599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=4959278827813800599' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4959278827813800599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4959278827813800599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/09/bir-bardak-suda-frtna-koparmak.html' title='Bir bardak suda fırtına koparmak'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8461137090429734947</id><published>2008-06-21T12:51:00.002+03:00</published><updated>2008-06-21T12:54:44.576+03:00</updated><title type='text'>Hırvatistan maçı</title><content type='html'>&lt;blockquote&gt;Bilgisayarda oyun oynarken işler kötü gidince hile kodu yazarsınız ya, hah işte söleyin lan hanginiz hile yapıyo dedirten şey, maç da değil lan!&lt;/blockquote&gt;there is nothing left for me, 21.06.2008, ek$i sozluk.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8461137090429734947?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8461137090429734947/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8461137090429734947' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8461137090429734947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8461137090429734947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/06/hrvatistan-ma.html' title='Hırvatistan maçı'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3794116695538928129</id><published>2008-06-02T22:18:00.007+03:00</published><updated>2008-06-07T21:19:32.597+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>İyi orta gol getirir</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.letsgomobile.org/images/news/vodafone/euro-uefa-2008.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.letsgomobile.org/images/news/vodafone/euro-uefa-2008.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;2008 Avrupa Futbol Şampiyonasına günler kala sağımız solumuz önümüz arkamız futbol olmaya başladı bile. Dünyanın en çok seyirci çeken aktivitelerinden biri, belki de birincisi olan futbol ve yarattığı reklam imkanları, haliyle şirketlerin de ağzını sulandırıyor. Televizyonda, ister yerel ister global olsun, bir çok firmanın futbol, milli takım, kırmızı beyaz, Fatih Terim ve dev anası vb. temalı reklamlara rastlamak mümkün bu aralar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii Türk firmaları gerek kaynak sıkıntısından, gerekse de fazla cesaret edemediklerinden bu anlamda geleneksel mecraları tercih ediyorlar. Nedir bunlar, işte televizyon, radyo, dergi, gazete, hadi en fazla açıkhava olsun. Öbür taraftan daha büyük, kaynak derdi olmayan, genellikle de yabancı menşeili firmalara baktığımızda futbolu bir reklam aracı olarak kullanma noktasında pek çok değişik yöntemden faydalandıklarını gördük, görüyoruz. Misal PES gibi, Winning Eleven gibi futbol oyunlarında saha içi reklam vermekten tutun, organizasyon sitelerindeki belli bölümlere sponsor olmaya kadar giden geniş bir reklam yelpazesi var burada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;McDonald's, Euro2008'de bu tip bir sponsorluğa girişmiş ve UEFA'nın sitesindeki Fantasy Football'a sponsor olmuş. Oyun bildiğimiz fantazi futbol oyunlarından, 100 Euro paramız var ve bununla 12 adet oyuncu alıyoruz (Biri yedek). Her takımdan en fazla iki oyuncu alınabiliyor, yani takımı benim gibi İtalyan doldurmaya çalışırsanız "Hoop bilader orada dur" diyor sistem. Puanlama, takıma aldığınız oyuncuların gerçek maçlardaki performansına göre yapılıyor, işte nedir gol şu kadar puan, asist bu kadar puan falan. Kaptan olarak seçtiğiniz kişi puanını ikiyle çarpıyor bir de.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii bütçe kısıtlı olduğu için, hem Cristiano Ronaldo'yu, hem Ballack'ı, hem de Torres'i alayım, kaleye Buffon'u koyayım, araya da bir Ribery atayım gibi bir şansınız olmuyor. Gerçi bu sayede daha mütevazi oyuncuları tanıma fırsatı buluyoruz ki, aslında oyun şampiyona heyecanını arttırıcı bir yapıya sahip. Nihayetinde oyuna dahil olanda, sadece Türk Milli Takımının değil, misal bir Hırvatistan'ın maçlarını da takip etmek boynumuzun borcu oluyor. Biz bunu Cem'le geçen dünya kupasında da oynamış ve pek keyif almıştık. Gerçi Cem'e yenilmiştim, ama olsun o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siteye üyelik ve takımınızı kurmak için adres &lt;a href="http://en.fantasy.euro2008.uefa.com" target="_blank"&gt;http://en.fantasy.euro2008.uefa.com&lt;/a&gt;. Son 3 gün, elinizi çabuk tutun derim ben.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3794116695538928129?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3794116695538928129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3794116695538928129' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3794116695538928129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3794116695538928129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/06/iyi-orta-gol-getirir.html' title='İyi orta gol getirir'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-654476537544131878</id><published>2008-05-27T22:29:00.010+03:00</published><updated>2008-05-29T14:01:23.154+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yavru markagiller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>The grass is greener</title><content type='html'>İstanbul'daki işimden istifa etmiş, İzmir'e dönerken ne yapacağım konusunda fazla bir fikrim yoktu. Olsa da düşünmek istemiyordum: Yalnız, yılgın ve yorgundum.  Üniversiteden mezun olmamın ardından geçen üç senede biriktirebildiklerim sadece bunlardı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ailem neden istifa ettiğimi sordu. Özel nedenlerim vardı. Ayrıca sıkılmıştım. Rutine binen işlerden, plaza &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=surusosyallik+ve+is+dunyasinin+surusosyalleri" target="_blank" color="#cccccc"&gt;sürüsosyaller&lt;/a&gt;inden, her gün trafikte yitirilen üç-dört saatten, öğren&lt;em&gt;e&lt;/em&gt;meden geçen günlerden sıkılmıştım. Bir yüksek lisans yapsam iyi olacaktı, hem zaten okumak alkolizm gibiydi, bir kere bulaştın mı yakanı kurtaramıyordun. Ne yazık ki güz dönemi çoktan başlamıştı ve ben istifa etmek için Kasım gibi alakasız bir ayı seçmiştim. Dokuz Eylül öyle dedi en azından. Bir tanıdığımız vakıf üniversitelerinden bahsetti sonra, İzmir Ekonomi ile öyle tanıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başvuru, görüşmeler derken bir şubat ayında kendimi araştırma görevlisi olarak buldum sonrasında. Yüksek lisansa başladım, "Hangi alanda çalışacaksın?" diye sorduklarında "Pazarlama" demiştim, çünkü çok eğlenceliydi, çok yaratıcıydı, rutine binmiyordu, ve ben pazarlamayı hep sevmiştim. Çok çalıştım, seneler seneleri, dersler dersleri, projeler projeleri kovaladı. Öğrenciler geldi öğrenciler gitti, tezler başladı tezler bitti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tolkien'in dediği gibi, oradaydım ve şimdi buradayım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu benimle ilgili bir yazı değil aslında, aslında çokça da benimle ilgili. Eğitmenlik hayatımın beşinci yılı bitiyor, ve ben tüm zamanların en güzel sınıfına bir yazı ithaf etmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü onlar benim biriciklerim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derslerine ilk girdiğimde gergindim, zaten dönem başında hep gergin olurum. Öğrenciler de gergin olurlar, ilk haftalar sınırların çizildiği, beklentilerin ortaya konulduğu haftalardır, o yüzden çok önemlidirler. Yine bu haftalarda en keyifli ders yapılan sınıfın hangisi olduğunu da tespit edersiniz. En çok hangi sınıfta eğlendiğinizi. Hep böyle olur. Sınıfların birini bellersiniz. En azından hep böyle olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sefer edemedim, çünkü hepsi birbirinden iyiydi. Pazartesi, salı ve çarşamba sabahları 8:30'da üç oturum yapıyordum, hepsi canavar gibiydiler. Sabahın köründe sınıfta olmaları bir yana, üç koca saat boyunca algıları açık bir şekilde dinliyorlar, yorumluyorlar ve durmaksınızın sorguluyorlardı. Bir hoca başka ne bekler ki? Şahsen daha ötesini beklemiyordum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama onlarda dahası vardı: Neşeli, meraklı ve &lt;em&gt;iyi niyetli&lt;/em&gt;ydiler. Bu, üçüncü milenyumda pek az bulunan bir erdemdir. Grupları olsa da bir bütün olarak eğlenebiliyor, birlikte hareket edebiliyorlardı. İkinci döneme yaklaşırken artık neredeyse hepsini tanıyordum, ve sanırım onlar da beni biliyorlardı. Bilmedikleri şey, benim üniversite hayatım boyunca özlemini duyduğum sınıf olduklarıydı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne yazık ki onlara biraz geç kalmıştım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsimlerini tek tek sayabilirim ama yapmam, çünkü birinin adı diğerinin önüne geçse içim acır, adil olamadım diye. Neyse ki onlar kendilerini biliyorlar. Onlar benim pazarlama canavarlarım, yavru markagillerim. Onlar beni ders var diye sabahın köründe kalkmaktan mutlu kılanlar, günümü güzelleştirenler, yaptığım işten keyif aldıranlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Anladım ki, ben 80 sonrası nesle aşina olmayanlardanmışım. Onlar benim yeni nesle umudumu yeşerttiler, umarım onların umutları da hep genç, bastıkları toprak yeşil olur. Umarım hep sağlıklı ve mutlu olurlar, kendilerini, ailelerini ve bu ülkeyi daha güzel günlere taşırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben bugün, onların sayesinde, beş küsur sene önce Sabuncubeli'nden İzmir Körfezine dalıp giderken olduğumdan çok daha gencim. Bunun için, sevgileri için, ve bana öğrettikleri her şey için hepsine çok teşekkür ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-654476537544131878?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/654476537544131878/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=654476537544131878' title='12 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/654476537544131878'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/654476537544131878'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/grass-is-greener.html' title='The grass is greener'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>12</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3884636017591747566</id><published>2008-05-25T23:18:00.004+03:00</published><updated>2008-05-25T23:32:37.715+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>A lonely and beautiful country</title><content type='html'>Aslında ülkelerin marka değerleri ve benzeri konular üzerine sayfalar dolusu yazabilirim bu blogda, ama herhalde hiç biri Nuri Bilge Ceylan'nın Cannes'da en iyi yönetmen ödülünü almasının ardından yaptığı konuşma kadar güzel ve etkili olamaz. Sean Penn tarafından sahneye davet edilmesinin ardından, kendisinin ağzından şu kelimeler döküldü:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;... and I dedicate this prize to my lonely and beautiful country...&lt;/blockquote&gt;Bu yalnız ve güzel ülkenin bir evladı olarak, başarısı, içtenliği, yalnızlığı, güzelliği ve bizi onurlandırdığı için Nuri Bilge Ceylan'ı tebrik ediyor, kendisine teşekkürlerimi sunuyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3884636017591747566?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3884636017591747566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3884636017591747566' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3884636017591747566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3884636017591747566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/lonely-and-beautiful-country.html' title='A lonely and beautiful country'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3768974997522333448</id><published>2008-05-20T21:22:00.006+03:00</published><updated>2008-05-20T21:51:56.643+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Hoşgeldin, hoşgeldin, hoşgeldin</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm2.static.flickr.com/1176/1263303330_c7c82e84b3.jpg?v=1188449775"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1176/1263303330_c7c82e84b3.jpg?v=1188449775" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Britanya zeki adamların ülkesidir. Üstünde güneş batmayan imparatorluğu onlar kurmuşlar, o veya bu şekilde dünya ticaretini ellerinde tutmuşlar, envayi çeşit taktik ile dünyayı dize getirmiş, politikayı ise hep iyi becermişlerdir. Çok iyi de futbol oynarlar. Özetle Adalılar, ister İngiliz, ister İskoç, ister İrlandalı olsun, kafası çalışan insanlardır. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Marka yönetimi hariç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kanıya varmama neden olaylardan biri geçenlerde yazdığım &lt;a href="http://markagiller.blogspot.com/2008/05/god-save-designer_06.html" target="_blank"&gt;OGC&lt;/a&gt; vakası. İngiltere'de bu logonun yankıları devam ederken, bir haber de İskoçya'dan geldi. İskoçya, ulusal pazarlama kampanyasının öğelerinden biri olarak sloganını yenilemeye niyetlenmiş. Eski slogan olan "The Best Small Country in the World - Dünyanın En İyi Küçük Ülkesi"ni değiştirmek için 125,000 Sterlin değerinde bir kampanya başlatan İskoçlar, sonunda yeni sloganlarını bulmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;İskoçya'ya hoşgeldiniz - Welcome to Scotland&lt;/em&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendilerini bu dahiyane fikir için ne kadar tebrik etsem az. Gerçekten çok ince düşünmüşler. Ajansa ödedikleri sterlinciklerin her kuruşuna değmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin ayrıntıları &lt;a href="http://www.timesonline.co.uk/tol/news/politics/article2957875.ece" target="_blank"&gt;burada&lt;/a&gt;. Bu örneklere bakınca "&lt;em&gt;Turkey welcomes you&lt;/em&gt;"yu bile sevesi geliyor insanın. Vallahi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3768974997522333448?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3768974997522333448/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3768974997522333448' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3768974997522333448'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3768974997522333448'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/hogeldin-hogeldin-hogeldin.html' title='Hoşgeldin, hoşgeldin, hoşgeldin'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-683791393149019306</id><published>2008-05-15T20:10:00.000+03:00</published><updated>2008-05-15T20:11:44.166+03:00</updated><title type='text'>High Hopes</title><content type='html'>&lt;em&gt;Looking beyond the embers of bridges glowing behind us&lt;br /&gt;To a glimpse of how green it was on the other side&lt;br /&gt;Steps taken forwards but sleepwalking back again&lt;br /&gt;Dragged by the force of some inner tide&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;The grass was greener&lt;br /&gt;The light was brighter&lt;/em&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-683791393149019306?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/683791393149019306/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=683791393149019306' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/683791393149019306'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/683791393149019306'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/high-hopes.html' title='High Hopes'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-6108776435726305084</id><published>2008-05-13T23:34:00.007+03:00</published><updated>2008-05-13T23:51:50.421+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>A Millilerimizin adı ne olsun?</title><content type='html'>&lt;a href="http://img.mynet.com/spr/Turkiye6.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://img.mynet.com/spr/Turkiye6.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Garanti Bankası böyle bir isim bulma yarışması açmış. Detayları &lt;a href="http://www.garanti.com.tr/ana_sayfa/garantiyi_taniyin/garantiden_haberler/kampanyalar/h_164.html?gbid2=30159" target="_blank"&gt;burada&lt;/a&gt;. Diyorlar ki:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Milli Erkek basketçilerimizin adı 12 Dev Adam. Kadın basketçilerimiz Potanın Perileri. Onları zaferlere bu isimlerle motive ediyor, iyi günde kötü günde isimlerini söyleyerek moral veriyoruz. Peki, A Milli Futbol Takımımızın neden bir ismi olmasın? Siz de formu doldurarak; en az bir en fazla iki isim önerisinde bulunun, en iyi öneriyi yapın, Sony Bravia Full HD LCD TV ve ev sinema sistemi kazanma şansını yakalayın! &lt;/blockquote&gt;Cem'e gösterdim "sahanın gülleri", "meşin tepenler" ve "11 küçük adam" gibi ciddiyetsiz isimler önerdi. Neyse, görünen o ki, Garanti buradan da yeni bir marka yaratmaya çalışıyor. Öncekilerdeki (12 Dev Adam falan) başarısı da tartışılmaz. Ama bana kalırsa, milli takım onurlu gururlu bir şekilde oynasın da gerisi hikaye. Yoksa isimleri milyarlık eşekler olur, ötesi değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-6108776435726305084?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/6108776435726305084/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=6108776435726305084' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6108776435726305084'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6108776435726305084'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/millilerimizin-ad-ne-olsun.html' title='A Millilerimizin adı ne olsun?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2792918907467711927</id><published>2008-05-11T22:35:00.006+03:00</published><updated>2008-05-12T01:00:43.216+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><title type='text'>Kitabe-i Seng-i Mezar</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.duncanentertainment.com/gallery/cslewis/Grave.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.duncanentertainment.com/gallery/cslewis/Grave.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Başlık Orhan Veli'nin bir şiirinin adıdır, "Dünyada nasırından çektiği kadar hiç bir şeyden çekmeyen Süleyman Efendi"nin hikayesini anlatan. Mezar taşı yazısı anlamına gelir. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezarlar ve hatta mezarlıklardan bahsedeceksen, olayı biraz neşeli hale getirmenin başka yolu yok herhalde. Biz bu sene, daha önceki senelerden farklı olarak, Anneler Günü'nü Alaçatı Mezarlığında geçirdik. Anneannem Eylül ayında vefat ettiğinden, annemin kendi annesine hediyesi ona dualar etmek ve mezarını toparlamak biçiminde oldu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mezarlıklar enteresan yerler. Ben mezarlığa gidince oradaki insanların kaç yaşına kadar yaşadıklarına dair bir hesap moduna &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=hesaplayan+adamlar" target="_blank"&gt;giriyorum&lt;/a&gt;. Alaçatı mezarlığından çıkardığım sonuç Giritlilerin maaşallah uzun yaşadığı. Bunun dışında mezar taşları, insanların kim oldukları ya da başlarına neler geldiği konusunda da ilginç bilgiler veriyor. Mesela bugün gittiğim mezarlıkta "Çocuklarımın gözleri önünde kudurmuş kaynım tarafından parçalandım" gibi bir şey yazan bir mezar taşı vardı. Fotoğraf makinem olsa çekecektim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, konumuz bu değil. Konumuz mezarlığın harabe gibi olması. Babam kan ter içinde anneannemin ve diğer aile büyüklerinin mezarları etrafındaki otları yoldu, ben de mezarlığın dışına taşıdım onları. Gerçi dayıma "Git bir bak" demişler ama, kendisi otları ayaklarıyla ezmek suretiyle bu görevi yerine getirdiğine kani olduğundan iş yine başa düştü. Zaten biliyorsunuz dayı, deniz kenarı yerlerde yaşayan, balık tutmak ve rakı içmek gibi faaliyetlerle meşgul olan, bu esnada hayatını da aileden kalan çift çubuğu satmak suretiyle kazanan insanlara verilen genel addır. O yüzden şaşırmadık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çaba esnasında, aklıma Hıristiyan mezarlıkları geldi. Hani filmlerde, dizilerde hep olur, bir rahip "Ashes to ashes, dust to dust" ayetini okurken herkes önüne bakar, sonra sessizce dağılırlar falan. Tertemiz, yemyeşil, pırıl pırıl mezarlıklar. "O mezarlıkları kim öyle tutuyor?" diye düşündüm. Muhtemelen yerel yönetimler, mezarlığı özel şirkete devrediyorlardır, cenaze sahipleri de belli bir katkıda bulunuyordur. Mezarına daha fazla ilgi isteyen, daha fazla bir katkıyla bunu sağlıyor da olabilir bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında, burada çok enteresan bir iş kolu var yani. Mesela bir şirket kursan, 1000 mezarın bakımını alsan bir ilde, haftada bir ziyaret etsen, çiçeğine falan baksan, otunu yolsan... Yani imamlar, cenaze levazımatçıları, mezar taşı oyucular para kazanıyorlar da, böyle bir işten niye para kazanılmasın? Sonuçta hizmet, hem hayır duası da alırsın. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Can sıkıcı bir iş gibi görünüyor ama neden olmasın? Hem ne demişler, kiminin parası, kiminin duası.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2792918907467711927?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2792918907467711927/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2792918907467711927' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2792918907467711927'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2792918907467711927'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/kitabe-i-seng-i-mezar.html' title='Kitabe-i Seng-i Mezar'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-1464325663302718236</id><published>2008-05-08T00:55:00.007+03:00</published><updated>2008-05-08T01:42:53.609+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Kayıp kentin yakışıklısı, dondurma ve diğerleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/_np/3090/5403090.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.hurriyet.com.tr/_np/3090/5403090.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Bu sene bana en çok sorulan üç soru sanırım şunlardı: "Hocam, sınavda zor sorar mısınız?", "Hocam, proje kaç sayfa olacak?" ve "Hocam, Lost izliyor musunuz?". Birinci soruya "Delicesine", ikinci soruya ise "Çok" yanıtını vermek suretiyle yırtıyordum ama üçüncü sorunun beni hakikaten zorladığını kabul etmem gerek. Sonunda "Evladım, ben olmuşum Lost" diyerek ona da karizmatik bir çözüm bulduk ama Lost konusundaki cehaletimizi gideremedik. Hatta bu yüzden geceler boyu ağladım. Hakkında tek bildiğim, bir uçak kazası sonucunda adaya düşen insanların başına gelen antin kuntin şeyleri konu alan bir dizi olduğu ki, bende ıssız ada konsepti "ıssız bir adaya düşsen yanına alacağın üç şey nedir?" saçmalığı ile başlar, Robinson abimiz ile devam eder ve Sineklerin Tanrısı ile nihayete erer. Bir insana hayatta bu kadar ıssız ada bilgisinin yeteceğine inanırım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, özetle tüm zorlamalara, envayi çeşit hile ve desiselere rağmen Lost izlemiş değilim. Ama kapıdan kovsan bacadan giren bu Lost fenomeni, sonunda dizinin bir numaralı yakışıklısı (öyle diyorlar, bence herif at hırsızına benziyor) Josh Holloway'in ülkemize konuk olmasıyla bizim de gündemimize girdi. Ziyaret sırasında ayılanlar bayılanların olduğunu, bir takım ahlaksız tekliflerin havada uçuştuğunu, Şehrazat'ın Josh kişisini elleyebilmek için 150,000 dolardan açılan piyasayı iyice düşürdüğünü falan televizyondan takip ettim. Bu esnada öğrendik ki, arkadaş babasının hayrına gelmemiş, bir reklamda oynayacakmış, ülkemiz insanının aklını alacakmış falan filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aradan zaman geçti, bugün Ek$i'den reklamın yayına girdiğini öğrendim. Hemen ilgili linklere tıklayıp reklamı izledim tabii. Konu kısaca şöyle: Çılgınlar gibi alışveriş yapmış olan güzel abla yolda yürürken sendeler ve ayağını burkar, bunu gören Josh ablayı arabaya alır ve kendisine bir adet Magnum ikram eder. Hanım kızımız Magnum'unu afiyetle yer iken, Josh da buzla ablanın ayağını ovar. Olaylar gelişir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mizansen itibari ile Ülker'in "sokakta dans eden insanlar" temalı çalışmalarından daha fazlasını sunmayan bir reklam olduğunu söylemek zorundayım. O derece anlamsız yani. Bunun yanı sıra markanın standart konumlandırmasını güçlendiriyor ki, bu biliyorsunuz Magnum'un üç S'sidir: Seksi abla, seksi abi, seksi dondurma. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanlış anlaşılmasın, Magnum'un bu temadaki ısrarını ve istikrarını takdir ediyorum. Nitekim konumlandırma tam da böyle bir şeydir, derslerde de bol bol örnek verdik kendilerini. Ama dondurmayı bir çocukluk büyüsü olarak algılayan bir insan olarak, bu konsepte zaten eskiden beri gıcığım. "Seksilik" üç ayrı mesaj verici tarafından bu derece zorlanınca hisleniyorum işte. Ben de böyle bir insanım, ne yapacaksın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bakalım kayıp kentin yakışıklısı Magnum'un satışlarına ne denli etki edecek? Aklıma gelmişken, rakip firmalardan biri de bizim Coşkun'u kullansa çok çılgın olabilir. Zira benim için ha Josh, ha Coşkun fark etmiyor. Ben Özsüt'ten külah dondurmamı alır yerim, başkasının ne yediğine karışmam.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-1464325663302718236?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/1464325663302718236/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=1464325663302718236' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1464325663302718236'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1464325663302718236'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/kayp-kentin-yakkls-dondurma-ve-baka.html' title='Kayıp kentin yakışıklısı, dondurma ve diğerleri'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8196741576362371427</id><published>2008-05-06T22:06:00.002+03:00</published><updated>2008-05-06T22:09:18.497+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>God save the designer</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SCCsvnfmdvI/AAAAAAAAAEg/QOwe1ZmtNJM/s1600-h/ogc.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SCCsvnfmdvI/AAAAAAAAAEg/QOwe1ZmtNJM/s400/ogc.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197343904040908530" /&gt;&lt;/a&gt;Diğerlerinin hakkını yemek istemem ama, bu sene en eğlendiğimiz ders herhalde marka elemanlarını işlediğimiz ders oldu. "Bir musibet bin nasihattan yeğdir" anlayışıyla tartışmaya açtığımız tüm zamanların en salak marka isimleri, logoları, karakterleri ya da sloganlarının gözlerden yaş getirdiği su götürmez bir gerçektir nitekim. İşin daha da komik tarafı bütün bu marka elamanlarının tasarımına çoğunlukla binlerce, hatta bazen milyonlarca dolar dökülmüş olması ki, bazen içimden "bunu yapan insan olamaz" diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii ben ne dersem diyeyim, dünyamız yaptığı işe dönüp bir daha bakmaya tenezzül etmeyen tasarımcılarla ve bunları onaylayan beceriksiz yöneticilerle dolu. Yani hadise sadece Türkiye'nin sorunu değil, bu anlamda kendimize haksızlık etmeyelim. Bunun en güzel örneklerinden biri, geçtiğimiz günlerde İngilitere'de yaşanmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SCCscHfmduI/AAAAAAAAAEY/4X4sI3QmAyQ/s1600-h/ogc-rotated.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SCCscHfmduI/AAAAAAAAAEY/4X4sI3QmAyQ/s200/ogc-rotated.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5197343569033459426" /&gt;&lt;/a&gt;Çok kısaca, Office of Government Commerce, ki kabaca Devlet Ticaret Ofisi diye tercüme edebiliriz, logosunu yenilemeye karar veriyor ve bir tasarım ajansına 14,000 İngiliz Sterlini bedelle yukarıdaki logoyu tasarlatıyor. Bu logoya vereceğimiz ilk tepki muhtemelen "Onu ben 14 sterline yapardım" olacaktır, o kadar da kötü bir logo yani. Neyse, logo kullanıma alınıyor ve kızılca kıyamet kopuyor. Çünkü şükürler olsun ki, tasarımcı olmadığı halde tasarım gözü olan insanlar var. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yandaki resme bakınca, benim fazlaca bir şey dememe gerek olmadığını anlayacaksınız. Tek lafım o tasarımcıya: Kardeşim yaptığın işe hiç mi bakmıyorsun be yahu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tanrı önce kraliçeyi, sonra seni korusun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8196741576362371427?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8196741576362371427/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8196741576362371427' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8196741576362371427'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8196741576362371427'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/05/god-save-designer_06.html' title='God save the designer'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SCCsvnfmdvI/AAAAAAAAAEg/QOwe1ZmtNJM/s72-c/ogc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-1126293713073854026</id><published>2008-04-30T21:38:00.005+03:00</published><updated>2008-04-30T22:51:12.522+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Yeminlen aklıma gelmişti</title><content type='html'>&lt;a href="http://farm2.static.flickr.com/1271/859449682_4a888e4917_o.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://farm2.static.flickr.com/1271/859449682_4a888e4917_o.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Yaratıcı işlerle uğraşan insanlar kadar, aklına güzel bir fikir gelen Türk evlatlarının da temel problemi "Acaba bunu Recep'e anlatsam gidip herkese yayar mı, yayarsa fikrimi bir güzel çalarlar mı?" şeklinde tezahür eder. Bu hususta "İki kişinin bildiği sır değildir" diyen atalarımıza güvenmekte fayda görürüm. Nitekim insanoğlunun ağzı torba olmadığından büzülememektedir. Ancak, bazen projenizi gerçekleştirmek için birilerine anlatmak zorunda kalabilirsiniz, özellikle de işin operasyonel tarafları başkaları tarafından gerçekleştirilmek durumundaysa. Misal, çok iyi bir dotcom projeniz var ama "Müdür, php Fince'de 'bukalemun' demekmiş" desem "Haa doğru dedin genç" diyecek kadar web yazılımından bihabersiniz. Ya da süper bir beste yaptınız ama sizinle aynı stüdyoda çalışan Berkecan'ın parçayı araklayacağına dair derin şüpheleriniz var. İşte "Bu fikri tescillesek de mi saklasak tecillelemeden mi saklasak" diyenler için ucuz yollu bir tasdik mekanizması var: Tasdix.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.tasdix.com" TARGET="_blank"&gt;www.tasdix.com&lt;/a&gt; adresinde mukim bu site, Eczacıbaşı'na ait bir sayısal zaman damgası. Kendi ağızlarından söylemek gerekirse, bu siteye eserinizi ya da fikrinizi kaydetmek sureti ile "bu dokümanların özgün olduğunu veya hangi tarihte elinizde bulunduğunu" kanıtlayabiliyorsunuz. Kendisinin kanunda da yeri var üstelik. Muhtemelen bir dava durumunda, tasdix'in onayı noterden onaylatmaya göre biraz daha meşakkatli olabilir ama noter adamı soyup soğana çevirirken, tasdix'ten onay sadece 5 liracık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tasdix şu aralar özellikle reklam ve tasarım sektöründe çok yoğun olarak kullanılıyormuş. Arakçılığın meziyet, intihalin (&lt;em&gt;plagiarism&lt;/em&gt;) hak sayıldığı ülkemizde doğrusu hiç şaşırmadım. Siz de durmadan çılgın fikirler üreten, sonra da aynı fikri gerçekleştirilmiş görüp "Yeminlen benim aklıma gelmişti" diyenlerdenseniz, tasdix'e bir bakın. Gözünüz arkada kalmasın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-1126293713073854026?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/1126293713073854026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=1126293713073854026' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1126293713073854026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1126293713073854026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/yeminlen-aklma-gelmiti.html' title='Yeminlen aklıma gelmişti'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-38799190778653800</id><published>2008-04-23T23:00:00.005+03:00</published><updated>2008-04-23T23:37:53.889+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Arama motoru adabı</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.searchengineoptimizationcompany.ca/img/Search-Engine-Marketing.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.searchengineoptimizationcompany.ca/img/Search-Engine-Marketing.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Google Analytics &lt;a href="http://markagiller.blogspot.com/2008/04/sitemi-kim-kurcalam.html"&gt;diyorduk&lt;/a&gt;, devam edelim. Bu Google icadının en güzel yanı, insanların sitenize hangi aramaları yaparak geldiğini öğrenebiliyor olmanız. Bu sayede sitenizde nelerin dikkat çektiğini, yaptığınız işle ilgili neyin popüler olduğunu da görüyorsunuz ki, özellikle şirket siteleri için çok önemli bir pazarlama bilgisi bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu yazımızın konusu bu değil, arama motoru adabı. "Motorun da adabı mı olur?" diye merak edenlere "Elbet olur" diye bir cevap veririm. Şimdi, Google'a girende ne yapar insan, aradığı şeyle ilgili kelimeleri yazar değil mi? Hah efendim, işte benim bu analitikten öğrendiğim kadarıyla Türk kullanıcısının yaklaşık yarısı Google'ı bu şekilde kullanmıyor, aksine Google'a soru soruyor. Misal, bu insan evladı &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=ornitorenk" target="_blank"&gt;ornitorenk&lt;/a&gt;leri merak etmiş olsun, "ornitorenk" yazmıyor da, "ornitorenkler hangi ülkede yaşar?" şeklinde bir arama yapıyor Google'da. Tabii o zaman da bulacağı sayfa sayısını azaltmış ya da alakasız bir takım siteleri bulmuş oluyor, ama farkında değil garibim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim siteye gelen abuk sabuk aramalar arasında şunlar var mesela (Markagiller'in bu aramalarla ne alakası olabileceğini sizin takdirinize bırakıyorum):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; Ailenizde nasıl bir iş bölümü vardır? &lt;em&gt;[Fena değil, sizi sormalı]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; Ankara büyükşehir belediye sirki ne zaman bitecek? &lt;em&gt;[Allah kerim]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; Ayakkabı mağazası kurmak için neler gerekmektedır? &lt;em&gt;[Sermaye, işgücü, doğal kaynaklar ve girişimcilik - Economics for dummies]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; Blendax reklamındaki adam kim? &lt;em&gt;[Kilimciyle kör hacı]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; İngiliz sterlini ne olur? &lt;em&gt;[Valla sana iki milyon olur, aşağısı kurtarmaz]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; Kaplan kalbi nasıl bir yapıya sahiptir? &lt;em&gt;[Pırıl pırıl bir kalbi olur kaplanların. O değil de bir Çocuk Kalbi vardı, ona ne oldu be?]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; Zengin insanların nasıl parayı kazanmışlar? &lt;em&gt;[Hoca onu öğrenirsen bana da haber et, ayrıca cümle düşük olmuş]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;li&gt; Bu sene mayolarının üniversite şansı nasıl olacak? &lt;em&gt;[O ne lan???]&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssadan hisse: Sevgili Google arayıcıları, Markagiller olarak bu tip sorulara cevap veremiyoruz. Olsa dükkan sizin. Canlarım benim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-38799190778653800?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/38799190778653800/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=38799190778653800' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/38799190778653800'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/38799190778653800'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/arama-motoru-adab.html' title='Arama motoru adabı'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2863991802297000278</id><published>2008-04-22T22:55:00.011+03:00</published><updated>2008-04-23T23:40:39.296+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='internet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Sitemi kim kurcalamış?</title><content type='html'>&lt;a href="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/7/79/InspectorGadget.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://upload.wikimedia.org/wikipedia/en/7/79/InspectorGadget.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Bir ara başka bir yerde demiştim, internetin hayatımıza kattığı en önemli şey interaktivite. Dolayısıyla insanın bir sitesi, ne bileyim bir blogu falan olunca sitesine kim girmiş, kim çıkmış merak ediyor haliyle. Eskiden bu bilgilere ulaşmak çok daha meşakkatliydi, oysa artık hem çok kolay, hem de beleş: Çünkü artık &lt;em&gt;Google Analytics&lt;/em&gt; var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.google.com/analytics" target="_blank"&gt;Google Analytics&lt;/a&gt;, sitenize yerleştirdiğiniz ufacık bir kod ile kim gelmiş, kim gitmiş, nereden gelmiş, niye gelmiş, hırlı mıdır, hırsız mıdır hepsinin kaydını tutuyor. Gmail hesabı olan herkes, linkli adrese gidip sitesini kaydedebilir, kodu alıp sitesine yerleştirebilir. Aslında nette nasıl yapılacağı konusunda envayi çeşit bilgi var. Ama kodu bloga yerleştirmek biraz daha kastığından özellikle &lt;em&gt;Blogger&lt;/em&gt; kullanıcıları için kısaca anlatayım isterim:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google'ın size verdiği kodu kopyalayıp blogunuzun yönetim kısmına geliyorsunuz. Burada &lt;em&gt;Yerleşim &gt; HTML'yi Düzenle&lt;/em&gt; kısmından karşınıza çıkan kodun sonuna kadar gidin, body-html kapatma taglarından önce Google'ın kodunu yapıştırın oraya ve şablonunuzu kaydedin. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben öyle anlamıyorum, çizerek göster hoca" diyenler için Teoman'dan gelsin:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SA5PB3fmdpI/AAAAAAAAADo/wynJk10it2g/s1600-h/Untitled-1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SA5PB3fmdpI/AAAAAAAAADo/wynJk10it2g/s400/Untitled-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5192174313899718290" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bu işlemi yaptıktan yaklaşık 4-5 saat sonra Google ilk bilgileri Analytics sayfasından güncellemeye başlıyor. Belli bir süre sonra da ciddi bir istatistik oluyor elinizde. Bununla siteyi kimin kurcaladığını öğrenebileceğiniz gibi, "Hangi konular daha popüler?" gibi sorulara da cevap verebiliyorsunuz. Dahası, Türk internet kullanıcısının arama motoru kullanma konusunda ne kadar cahil olduğunu da öğreniyorsunuz ki, buna bir sonraki yazımda bilahare değineceğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu da didaktik bir blog yazısı oldu, olsun. Özüme döneyim zaten ya, hep geyik, hep geyik nereye kadar kardeşim?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2863991802297000278?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2863991802297000278/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2863991802297000278' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2863991802297000278'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2863991802297000278'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/sitemi-kim-kurcalam.html' title='Sitemi kim kurcalamış?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SA5PB3fmdpI/AAAAAAAAADo/wynJk10it2g/s72-c/Untitled-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-25735550880104259</id><published>2008-04-20T00:31:00.007+03:00</published><updated>2008-04-20T01:52:12.912+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Bornoz koklayan ev kadınları</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAp2QUDVCQI/AAAAAAAAADY/PTfUmtdNtb4/s1600-h/Untitled-1.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAp2QUDVCQI/AAAAAAAAADY/PTfUmtdNtb4/s200/Untitled-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191091543130573058" /&gt;&lt;/a&gt;Taç'ın yeni reklamını gördünüz mü bilmiyorum. Ben yeni gördüm, görmez olaydım. Kalantor kocasını işe yolladıktan sonra deliren ev kadınları temasını işleyen bu reklamda, evde kendi kendine &lt;em&gt;catwalk&lt;/em&gt; yapan, hatta bununla yetinmeyerek nevresimler üzerinde panterleşeren bir takım dişi insanlar "Evimde mutluyum ben" diye şarkı söylüyorlar. Reklamdan anlaşılabildiği kadarıyla, bu ablaların en büyük zevki ise &lt;a href="http://www.google.com.tr/search?sourceid=navclient&amp;ie=UTF-8&amp;rlz=1T4GGLR_enTR260TR260&amp;q=oha" target="_blank"&gt;bornoz koklamak&lt;/a&gt;.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev bence de güzel bir yerdir. Hatta temiz bir evde ayaklarını uzatıp blog yazmak kadar güzeli de yoktur. Ama ben şahsen bunu bir haftadan fazla yapsam kafayı yerim. Kendini çalışmakla tanımlayan bir insan olarak, evimde mutlu olacağım süre bellidir. Ve bu süre mümkünse hafta sonunu aşmamalıdır. Ötesi bünyeye zarardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan çıkardığım sonuç, Taç'ın beni hedeflemediği. Hedeflemesin, ben zaten yatak örtüsü, dantelli perde gibi konseptlerden hazzeden bir insan değilim. Ama bildiğim kadarıyla, Taç'ın hedef kitlesi A, B ve C1 gruplarından oluşuyor. Bu anlamda, Taç'a iki çift lafım olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Sevgili Taç,&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Araştırmalar ortaya koyuyor ki, Türkiye'de ev kadınları en fazla alt sosyo-ekonomik gruplarda bulunmaktadırlar. Bir başka deyişle, D ve E gruplarında. Hatta Google'da arattım ve bu gruplardaki ev kadını sayısının üst gruplara göre %64 daha fazla olduğunu buldum. İşin komik tarafı bu sorgulama sadece iki dakikamı aldı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizin fazla zamanınız yok anlaşılan, o nedenle ben özet geçeyim:  Evinde mutlu olan insanlar olarak tanımladığınız bu ev kadınları sizin hedef kitlenizde değil. Bir başka deyişle, hedef kitlenizde daha ziyade çalışan kadınlar var. Bu bir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi, farz edelim ki hedeflediniz, öyle ev kadını yok kardeşim. Tipik Türk ev kadını, kocasını geçirdikten sonra üstündekini sıyırıp kolsuz bluzuyla zıplamaya başlamaz, kahvaltı sofrasını toplar, bu esnada bacağına sarılan çocuğuna bağırır. Ayrıca Türk annelerinin belleri omuzlarından daha geniştir. Bornoz fetişisti falan da değildirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu çerçevede, reklamınız için yeni sözler hazırladım. Yenisini çekecek olursanız dilediğiniz gibi kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Evimde mutluyum ben&lt;/strong&gt; &lt;br /&gt;(Remix version, featuring tombalak Türk annesi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Monoton diyorlar hayatıma&lt;br /&gt;Hadi ordan canım&lt;br /&gt;Komşuya akarım ben &lt;br /&gt;Renklenir günüm hemen&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yererim bizim beyi&lt;br /&gt;Kafası kabak gibi (oooo o)&lt;br /&gt;Hiç bir yere gidemem ki&lt;br /&gt;Çok fena döver beni&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evimde mutluyum ben&lt;br /&gt;Yok hiç bir şeye değişmem&lt;br /&gt;Evimde mutluyum ben&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yemekleri yaparım&lt;br /&gt;Çamaşırı yıkarım&lt;br /&gt;Altın gününe kaçarım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En az üç çocuk yaparım&lt;br /&gt;Seda Sayan'a bakarım&lt;br /&gt;İşte ben Türk ev kadınıyım&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(ooo o, chorus repeat x 4)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Delirttiniz beni be.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-25735550880104259?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/25735550880104259/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=25735550880104259' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/25735550880104259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/25735550880104259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/bornoz-koklayan-ev-kadnlar.html' title='Bornoz koklayan ev kadınları'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAp2QUDVCQI/AAAAAAAAADY/PTfUmtdNtb4/s72-c/Untitled-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-5399037342428426643</id><published>2008-04-19T14:59:00.003+03:00</published><updated>2008-04-19T15:31:15.184+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yavru markagiller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Çelişkisizseniz çelişki sizsiniz</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAnlxEDVCPI/AAAAAAAAADQ/EzLTBHTty_0/s1600-h/starbucks-escher.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAnlxEDVCPI/AAAAAAAAADQ/EzLTBHTty_0/s200/starbucks-escher.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190932676585261298" /&gt;&lt;/a&gt;Yine abuk sabuk bir blog başlığıyla karşınızdayız efendim. Yani en azından öyle görünüyor değil mi? Aslında değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pek sevgili öğrencilerim bilirler, bu sene itibari ile pazarlama derslerinin içeriğinde radikal bir değişiklik yaptık. Klasik pazarlama metinlerini takip etmenin yanı sıra, pazarlama blogu tutmak gibi değişik aktiviteler ile de genç nesillerin pazarlama vizyonunu geliştirmeye çabalıyoruz (bkz: &lt;a href="http://markagiller.blogspot.com/search/label/yavru%20markagiller" target="_blank"&gt;Yavru Markagiller&lt;/a&gt;). Bunun haricinde, pazarlama eğitiminin en sık kullanılan yöntemlerinden biri olan vaka analizlerine de (ecnebinin &lt;em&gt;case study&lt;/em&gt; dediği şey) ağırlık veriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef, Türkiye'de vaka çalışması yapmak istediğiniz zaman önünüze çok büyük bir engel çıkıyor ki, o da Türk firmalarına ait yazılı vakaların olmaması. Bu durumda iki seçeneğiniz var: Ya yabancı kitaplardaki yabancı firma vakalarını kullanacaksınız, ya da kendi vakanızı kendiniz yazacaksınız. Bunlardan hangisinin daha meşakkatli olduğunu anlamak için Einstein olmak gerekmiyor. Zoru seven bir insan olarak bu konuda da Hannibal'i kendime örnek aldım ve bir yol bulamadığım yerde bir yol açmaya heves ettim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Allaha şükür bu hevesimiz yalan olmadı. Güzel vakalar yazdık, yazmaya da devam ediyoruz. "Yazdıklarımız yazacaklarımızın teminatıdır" mottosu ile devam eden bu yolculuğumuzda, önümüzdeki Pazartesi gününe hazır etmem gereken de bir çalışma var. Haftalardır işten güçten fırsat bulamadığımızdan, bu iş taa bugüne kadar sarktı. Ben de bu güzel Cumartesi sabahında kalkıp bu meseleyi bugün çözmeye karar verdim. Bildiğiniz gibi, buna kısaca "Türk Vitesi" diyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen sefer evde yazıp çok bunaldığımdan dışarılarda bir yerde yazayım dedim. İlk aklıma gelen okul oldu, ama orası da evin farklı bir varyasyonu. Hafta içi Kipa'da beleş wireless olduğunu tecrübe etmiştim, bunu hatırlayınca bende bir ışık yandı: Starbucks'a gidiyordum. Hem geçen sene genel müdürü de gelmiş, "İstediğiniz kadar oturabilirsiniz, kimseler höt demez" demişti. Oooh süper.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse mekana geldim, labtopu açıp (Murat, selamlar) yazmaya başladım. Metnin ilk kısmında Tyler Durden'a atıflarla tüketim kültürüne giydirip duruyorum, bir yandan da eğleniyorum falan. Kahvemden bir yudum daha aldım, sonra jeton düştü. Starbucks'tayım ben yahu? Kapitalizmin kale burçlarından birinde oturup, krala sövmek gibi bir şey bu benim yaptığım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazıdan çıkarabileceğiniz bazı dersler var. 1)Dünya çelişkilerle dolu bir yer. 2)"Emperyalizme Hayır!" diye yürüyen ayaklarına Nike giyen çocuklar: Birleşin. 3)Hayatta hocanıza bile güvenmeyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahve de kahveymiş ama.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-5399037342428426643?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/5399037342428426643/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=5399037342428426643' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/5399037342428426643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/5399037342428426643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/elikisizseniz-eliki-sizsiniz.html' title='Çelişkisizseniz çelişki sizsiniz'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAnlxEDVCPI/AAAAAAAAADQ/EzLTBHTty_0/s72-c/starbucks-escher.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-661444479534111967</id><published>2008-04-17T21:10:00.008+03:00</published><updated>2008-04-17T22:34:08.968+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkla ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Başkanın egosu mu, başkentin logosu mu?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAeavhuRgHI/AAAAAAAAADI/-q1FYqTND4Y/s1600-h/112214.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAeavhuRgHI/AAAAAAAAADI/-q1FYqTND4Y/s200/112214.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190287236864770162" /&gt;&lt;/a&gt;Bu hafta içim dışım logo oldu: Dört oturum pazarlama dersinde, bir oturum da &lt;a href="http://embryonix.ieu.edu.tr/gk/" target="_blank"&gt;Girişimcilik Kampı&lt;/a&gt; eğitiminde o logo şöyle bu logo böyle diye atıp tutunca normal tabii. E madem başladık, sonuna kadar gidelim. Hazır gündemde de logolar var: Konumuz Ankara'nın logosu (Amma çok Ankara yazdım bu ara, gören de Ankaralı sanacak. Rezalet.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu Ankara'nın vaktiyle Hitit Güneşinden müteşekkil bir logosu vardı. Bence güzel bir logoydu, zaten Ankara coğrafi olarak bir Hitit höyüğünün başkent olmuş halidir. Neyse, Ankara'ya giydirmeye başlarsam sonu gelmez bu yazının. Evet, neyse, Melih Gökçek başkan olduktan sonra "Biz Hititli miyiz bre?" diye kükreyerek 1995 senesinde bu logoyu değiştirdi. Güneş kursu Hititlerin dinsel törenlerinde de kullanılan bir simgedir, bu anlamda Kabe'de putları kıran İbrahim gibi de hissetmiş olabilir kendini bilemiyorum. Enteresan bir insan. Zaten bunu peluş hayvanat bahçesi bahsinde detaylı olarak incelemiştik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değiştirdi de ne yaptı, Atakule'yi Kocatepe Camii'nin kubbesi ile kombinlendiği yeni bir logo tasarlattı. İstanbul olsa anlarım da, Kocatepe Camii'nin Ankara'yı nasıl temsil edebileceği üzerinde çok kafa yormak gerek hakikaten. Neyse, kıyametler koptu, davalar açıldı, ama değişen bir şey olmadı: Logo, Ankara Büyükşehir Belediyesinin bütün kurumsallarından şehrin her köşesine kazındı. Logar kapaklarına, alttan üstten geçitlerin duvarlarına, otobüslere, metrolara, kısacası her yere. Tabii takdir edersiniz ki bu değişiklikler için milyonlarca dolar da para harcandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi geçenlerde, bu 1995 yılında açılan dava sonuçlanmış (Hukuk sistemine bak, maaşallah maaşallah). Ankara 3. İdare Mahkemesi, Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Hitit Güneşi’nin yerine yaptırdığı cami ve minare figürlü Ankara amblemini esastan iptal etmiş. Bu ne demek, yani artık Melih Gökçek'in kendi döneminde tasarlanan logoyu kullanması yasal değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, şimdi ne olacak? Valla orası biraz karışık. Muhtemelen Melih Gökçek kendi logosunu kullanma konusunda ısrarcı davranacak, bu da hukuka aykırılık demek. Öte yandan, logonun eski haline döndürülmesi söz konusu olursa daha önce harcanan para baştan harcanacak (Bu arada eğer eski logoya dönülecekse, o logoyu da biraz revize etsinler isterim, çok eski kalmış kendisi). Tabii bu paranın kimin cebinden çıktığını bilmek için kahin olmaya gerek yok. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Galiba her halükarda olan yine bize olacak. Eee, ne demişler: Kiminin egosu, kiminin logosu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-661444479534111967?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/661444479534111967/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=661444479534111967' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/661444479534111967'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/661444479534111967'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/bakann-egosu-mu-bakentin-logosu-mu.html' title='Başkanın egosu mu, başkentin logosu mu?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/SAeavhuRgHI/AAAAAAAAADI/-q1FYqTND4Y/s72-c/112214.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2350006827784279173</id><published>2008-04-11T00:00:00.008+03:00</published><updated>2008-04-11T10:57:22.067+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Ignorance is bliss</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R_6G3BrDjkI/AAAAAAAAADA/kLAB2XQD5LA/s1600-h/garanti-logo.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R_6G3BrDjkI/AAAAAAAAADA/kLAB2XQD5LA/s200/garanti-logo.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5187732100677340738" /&gt;&lt;/a&gt;Garanti Bankası sadık müşteri yarışması falan yapsa ilk ona kesin oynarım. 12 senelik -nispeten aşk kısmının daha ağır bastığı- geçmişimiz, holding bünyesinde çalışmış olmam, yaşadığım 20 sorunun 19'unu çözmüş olmaları ve geçenlerde veznedeki kızın CRM sisteminde star müşteri olarak göründüğümü söylemesi (vay vay vay) gibi nedenlerle kendilerine yönelik duygularım hep pozitif olmuştur. Maaşımı alır almaz Garanti'ye EFT yaparım, beş kuruş bırakmam diğer bankalarda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim biliyorsunuz bu Garanti Bankası'nın teknolojik altyapısı pek bir kuvvetli. O anlamda müşteriyi bilgilendirme anlamında bir çok bankaya göre açık ara öndeler. İnternetten istediğiniz bilgiye anında ulaşabilirsiniz, ekstreleriniz hiç aksamadan mailinize gelir. Benim gibi paranoyak insanlar için güzel şeylerdir bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç gün önce Garanti Bankası yine mailime bir ekstre atmış, açtım baktım Paracard ekstresi (ATM kartı yani). İşte üzerinde nakit çekim, borç harç bir şeyler yazıyor, "Amanin" dedim "bu ne?". Kredi kartının ekstresini anlıyorum da, bildiğimiz ATM kartı ekstresi beni 12 saniyede panikletmeye yetti. "Kartı falan çaldılar herhalde" dedim, &lt;em&gt;nakit çekim&lt;/em&gt; diye de bir laf var zaten ki dünyanın en tehlikeli üç kelime kombinasyonundan biridir (Diğer ikisi için bakınız: "Biz size döneriz" ve "Sana aşık olmaktan korkuyorum".)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen 4440333'ü aradım, karşıma Berkecan çıktı. "Berkecan" dedim "Bu, bu, bu, nedir bu?" "Aman efendim panik olmayın, o sadece bilgilendirme amaçlı, ne zaman hangi ATM'den para çektiğinizi gösteriyor. Korkmayınız efendim rileks rileks" dedi Berkecan. "Sağolasın Berkecan, yüreğime su serptin, hayırlı geceler" dedim, kapattım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra oturup düşündüm [İnsanın işinin gücünün olmaması çok fena bir şey]. Demek ki bazen çok bilgi iyi gelmeyebiliyor. Sheakespeare'in dediği, George Orwell'in tekrarladığı gibi, "Cehalet mutluluktur" galiba.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2350006827784279173?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2350006827784279173/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2350006827784279173' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2350006827784279173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2350006827784279173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/ignorance-is-bliss.html' title='Ignorance is bliss'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R_6G3BrDjkI/AAAAAAAAADA/kLAB2XQD5LA/s72-c/garanti-logo.gif' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-268494461891341449</id><published>2008-04-10T00:20:00.003+03:00</published><updated>2008-04-11T14:16:27.156+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><title type='text'>Nostalji sekansı</title><content type='html'>Yağ satarım bal satarım&lt;br /&gt;Ustam ölmüş ben satarım&lt;br /&gt;Alacağına, vereceğine&lt;br /&gt;Bir kaşık ayran&lt;br /&gt;Yarın sabah bayram&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ne lan, böyle tekerleme mi olur? Gece gece aklıma geldi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-268494461891341449?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/268494461891341449/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=268494461891341449' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/268494461891341449'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/268494461891341449'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/nostalji-sekans.html' title='Nostalji sekansı'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-7102389196281983179</id><published>2008-04-06T13:35:00.005+03:00</published><updated>2008-04-06T15:59:19.349+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><title type='text'>Tasarım Faciaları: Episode II</title><content type='html'>&lt;a href="http://images.techtree.com/ttimages/story/transcend-512.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://images.techtree.com/ttimages/story/transcend-512.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Flash diskler hayatımıza gireli epey oldu. Önceleri 16 MB gibi düşük kapasitelerle piyasaya sürülmüşlerdi, şimdi 4 GB neredeyse standard. O zamandan bu zamana ben de epey flash disk değiştirdim. En memnun kaldığım ise Transcend Micronun Jetflash isimli modeli idi: Ufacık, tefecik içi dolu bilgicik bir aletti. Hoş bir tasarıma sahip olmasının yanı sıra, data transferini gerçekten adı gibi jet hızıyla yapıyor olması ile gönlümde taht kurmuştu. Ondan sonra aldıklarım bile bu hızı yakalayamadı yani, kendisini o derece severdim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisiyle olan bu aşkımız kah benim içine delicesine bilgi depolamam, kah onun bu bilgileri o bilgisayardan bu bilgisayara bir ulak, bir postacı, bir Hermes misali taşıyıp durmasıyla sürüp gidiyordu. Hatta bir ara yazdığım kitabı da buraya kaydetmiştim, o denli güveniyordum kendisine. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat aşkım karşılıksızmış. Bir gün apansız terk edildim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir bahar günü, Transcendimi her zamanki yerinde bulurum umudu ile elimi göğsüme attım (evet boynuma asıyordum aleti). Ancak o yoktu. Gitmişti. Ardında sadece kapağını bırakmıştı yadigar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O vakit anladım ki, tasarım çok önemli bir şey. Zira, bu aletin salak tasarımcıları boyun ipinin geçeceği yeri kapağa koymuşlar, aletin kendi de muhtemel bir sarsıntı sonucu (ve tabii bahar günü yayların gevşemesi nedeniyle) kendini doğanın şevkatli kollarına bırakmıştı. Özetle, transcend bana kapak olmuştu. Üstelik içinde kitabın revize edilmiş haliyle birlikte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek ki neymiş, kötü tasarım bizi yarı yolda bırakabilirmiş. Siz siz olun elin objesine, hele de ki tasarımı dertliyse, güvenmeyin.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-7102389196281983179?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/7102389196281983179/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=7102389196281983179' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7102389196281983179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7102389196281983179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/tasarm-facialar-episode-ii.html' title='Tasarım Faciaları: Episode II'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3881844682737563423</id><published>2008-04-02T22:51:00.006+03:00</published><updated>2008-04-02T23:54:35.532+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='havadan sudan'/><title type='text'>Bahar nezlesi</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.patentdocs.net/photos/uncategorized/2007/12/05/flu.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.patentdocs.net/photos/uncategorized/2007/12/05/flu.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Eh, bu kadar koşuşturmanın üstüne beklenen oldu ve şifayı kaptık. Şu an "fırk fırk fırk" pozisyonundayım. Portakal sıktım, vitamin aldım, nar suyu içtim, organik kırmızı üzüm yedim falan, pek değişen bir şey olmadı. Gene eskilerin dediği gibi, ilaç alırsan bir haftada, almazsan yedi günde geçecek herhal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Allah başka hastalık vermesin tabii. Son dönemde sağlıklı hayat olayına iyice sardığımdan nette o site benim bu site senin dolaşıp duran bir insan oldum ben. Dün neler kanser yapar, neler yapmaz falan diye bakarken Realage diye bir siteyle karşılaştım, bizim meşhur Doktor Oz'un sitesiymiş (Oz Büyücüsü değil Mehmet Öz). Bu arkadaş biliyorsunuz senede bir iki kere gelip ATV habere konuk oluyor, ceviz falan yiyip gidiyor. Allahtan bizde sadece ceviz yiyor. Ben bunun Amerika'daki programlarından birini seyretmiştim, böbreklerden bahsediyor misal, asistan kız bir tencere içinde böbrek getiriyor, Mehmet abimiz böbrekleri avuçluyor, sıkıyor, seyirci çıldırıyor falan. Enteresan bir kişilik. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, bu arkadaş da sağlıklı hayat olayını envayi çeşit kitapla pek güzel pazarladı [yaaa, ya nasıl bağlayacağım diye merak ediyordunuz değil mi]. Siz, Kullanma Kılavuzunuz gibi kitaplar bir ara en çok satanlar listesinin başındaydı. İşte bir de websitesi varmış, Realage diye. Burada bir test var, yapıyorsunuz, size vücudunuzun gerçek yaşını hesaplıyor. Biz üç aşağı beş yukarı kendi yaşımızda çıktık Allah'a şükür.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsteyen olur, ben de yaşımı öğreneyim, yediğim fastfoodlar, içtiğim sigaralar bünyeme ne yapmış diye merak eder, aha adres bu: &lt;a href="http://www.realage.com.tr" target="_blank"&gt;www.realage.com.tr&lt;/a&gt;. İsteyen sondan tr'yi kaldırıp orijinal siteye de gidebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son sözüm şudur: Ulan Fener, ulan Fener.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Edit büdüt: "Oha Deivid" olarak değiştiriyorum yukarıdakini. Bu senin yaptığına eşşeği önce kaybettirip sonra ampul asmak denir. Ha unutmadan, ofisin kapısındaki Fenerbahçe bayrağını söken vandal arkadaşa da buradan selamlarımı yolluyorum. Umarım ihtiyacını gidermiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3881844682737563423?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3881844682737563423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3881844682737563423' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3881844682737563423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3881844682737563423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/04/bahar-nezlesi.html' title='Bahar nezlesi'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2861052906524882510</id><published>2008-03-28T23:10:00.018+02:00</published><updated>2008-04-06T15:55:34.670+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Paranoyak olman takip edilmediğin anlamına gelmez</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.bizdevblog.com/bizdevblog/images/istockphoto_gossip.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.bizdevblog.com/bizdevblog/images/istockphoto_gossip.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Malumunuz "Word of Mouth" (Ağızdan Ağıza Pazarlama ya da kısa adıyla WoM) son dönemin en popüler konularından [30 senelik şey nasıl popüler oluyorsa, o ayrı mesele]. Gün geçmiyor ki bir WoM konferansı yapılmasın, WoM hakkında yeni bir kitap raflara çıkmasın. Bizde öyle olur zaten. Bir ara da mor ineklere takmıştık: Sanırsın bütün inekleri sağdık bir morlar kaldı. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu ağızdan ağıza pazarlama sadece fiziksel ortamda geçerli bir şey değil elbet. Sanal dünyadaki WoM da en az birebir tanıdığımız insanlardan duyduklarımız kadar etkili. Ancak ben bizim firmaların sanal dünyada ne WoM yaratma çabasında olduklarını, ne de oluşan WoM'u kontrol edebildiklerini düşünmüyorum. Nitekim bir çok firma, internette kendi hakkında ne yazılıp ne çizildiğini takip bile etmiyor. Oysa ki, alt tarafı Google'a girip firmanı, markanı, varsa firmanda çalışan anahtar isimleri aratacaksın. Ben bile haftada iki üç kez kendimi aratıyorum. Gerçi benimki megalomanlıktan ama olsun.  &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz Googling, WoM takibi için başlangıçta oldukça yeterli olur. Hızını alamayanlara Ek$i Sözlük, Blogger, Wordpress, Wikipedia, Facebook ve Youtube gibi içeriğin kullanıcılar tarafından oluşturulduğu sitelerde düzenli olarak gezmelerini salık veririm. Bu sayede insan firması ya da kendisi hakkındaki bir çok şeyi netleştirebilir, neyi doğru neyi yanlış yaptığını görebilir, hakkındaki olumsuz WoM'u bir nebze olsun kontrol edebilir, uzun lafın kısası, arabayla tekeri, elma ile şekeri birbirinden ayırt edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha unutmadan: Bu yazı aşağıdaki videodan ilham alarak yazılmıştır (Mekan Bostanlı-İnciraltı Feribotu, okulun yolu taşlarla dolu). Arkadaşları tebrik ediyor, kendilerine hayatta başarılar diliyorum.&lt;center&gt;&lt;object width="220" height="184"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/YKMFzkJ5zh0&amp;hl=en"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/YKMFzkJ5zh0&amp;hl=en" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="220" height="184"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/center&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2861052906524882510?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2861052906524882510/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2861052906524882510' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2861052906524882510'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2861052906524882510'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/paranoyak-olman-takip-edilmediin.html' title='Paranoyak olman takip edilmediğin anlamına gelmez'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-6193562367663166420</id><published>2008-03-26T10:09:00.006+02:00</published><updated>2008-03-26T10:25:33.239+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Yırtılmayan pantolon istiyoruz</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R-oHl6-JLNI/AAAAAAAAAC4/y-gkuLaNQt0/s1600-h/mavi.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R-oHl6-JLNI/AAAAAAAAAC4/y-gkuLaNQt0/s200/mavi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181962669309635794" /&gt;&lt;/a&gt;Kot pantolonlarımı ikidir Mavi'den alıyorum. Gençken Levi's giyerdik, kırmızı bandrollü bir 501 alacağım diye harçlık biriktirmekten iflahım gevremişti. Sonra pazarlama ile uğraşmaya başlayınca mesleki deformasyona uğradım, "O da pantolon bu da pantolon" diyerek duruşu güzel, fiyatı makul olanları tercih etmeye başladım [Moda insanın kendine yakışanı giymesi değil midir zaten]. Neyse, çeşitli markalarla haşır neşir olduktan sonra bir gün Mavi Jeans ile tanıştık. Gerçi bana kalsa tanışmazdım ya, Bonus Kartımda Kipa'nın verdiği 75 YTL bonusu 5 gün içerisinde harcamam gerekiyordu, pantolona ihtiyacım vardı ve ben Mavi'nin önünden geçiyordum. Neyse daldım içeriye, Zoe diye bir modelde karar kıldım, aldım. Yanlış anlaşılmasın severek, beğenerek aldım kendisini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse efendim gel zaman git zaman (yaklaşık 5-6 ay sonra) bu pantolon hiç aşınmayacak bir yerinden aşındı ve delindi. Zaman aşınıdır diye düşünerek aynı modelden gittim bir tane daha aldım. Öyle de statükocu bir insanımdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu sefer kendisi daha iki ayını dolduramadan fotoğrafta gördüğünüz yerden cırt diye yırtıldı (dizin üstü). Bırak Ayşe teyzeyi falan, pantolonu daha bir kere ya yıkadım ya yıkamadım üstelik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi, sözüm sana: Bir pantolon iki ayda yırtılır mı? Yırtılıyorsa o Turquality belgesi Kinder'den mi çıktı size? Ben bu pantolonu gidip mağazaya söyleyince değiştirecekler mi? Değiştirmezlerse ben sizi envayi çeşit yerde afişe etmez miyim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ederim. Bu hafta sonu götürüp bir çemkireyim bakalım ne olacak.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-6193562367663166420?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/6193562367663166420/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=6193562367663166420' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6193562367663166420'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6193562367663166420'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/yrtlmayan-pantolon-istiyoruz.html' title='Yırtılmayan pantolon istiyoruz'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R-oHl6-JLNI/AAAAAAAAAC4/y-gkuLaNQt0/s72-c/mavi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-6078445044708082438</id><published>2008-03-18T22:45:00.005+02:00</published><updated>2008-03-18T23:27:36.041+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Portakalı soydum, başucuma koydum</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R-AyWqeuFII/AAAAAAAAACw/JVuuoGNTOXE/s1600-h/1189628839.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R-AyWqeuFII/AAAAAAAAACw/JVuuoGNTOXE/s200/1189628839.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179194936417719426" /&gt;&lt;/a&gt;Bir önceki yazımda değindiğim üzere Ankara dünyanın en sıkıcı kentlerinden biridir. Bununla birlikte Büyükşehir Belediyesinin bu durumu giderebilmek adına son derece yaratıcı projeler ürettiği gerçeğini de yadsıyamam. Cidden. Mesela, Keçiören'e Estergon Kalesi inşa etmek böyle yaratıcı bir çabanın ürünüdür. Kızılay'ın tam orta yerine disko topu asmak da öyle (ki bunu şahsen görmüş bir insanım). Ama bütün bunlar Ankara Kalesi'ne 180 metrelik  bayrak direği dikmek, King Kong boyutlarında Fatih Sultan Mehmet heykeli inşa edip sarığından Ankara'yı seyre açmak, hatta ve hatta peluş hayvanlardan oluşan hayvanat bahçesi kurmak gibi projelerin yanında solda sıfır kalır. Bu eğlenceli aktiviteler sayesinde Ankara'nın ruhunda var olan sıkıcılık bir nebze olsun azaltılabilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eee, güzel de portakal ne alaka? Konuya geleceğim, sadece Ankara'dan ne kadar hazzetmediğimi bir kez daha vurgulamak istedim. Efendim, Ankara'ya giderseniz göreceksiniz, kentin her köşesinde meyve suyu minibüsleri var. Bunlar portakal, greyfurt, nar ve benzeri nebatatın suyunu sıkıp şişeliyor ve satıyorlar. Fiyatlar oldukça makul, özellikle de bir bardak sıkma portakal suyunun beş kilo portakal fiyatına satıldığı İzmir'le kıyasladığımızda. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minibüsler Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin bir kuruluşu olan Belso'ya aitmiş. Bu bağlamda belediye de halkın sağlığı için ne kadar faideli bir hizmet sunduğundan dem vurup bunu çeşitli medyalar yoluyla duyuruyor. Bir alan memnun satan memnun durumu var yani. Güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız şöyle bir sorun var. Portakal suyu denen hadisenin insan sağlığı için faydası tek bir şart altında mümkündür: Taze sıkılmış olması. Portakal suyu sıkıldıktan 10 dakika kadar sonra okside olmaya başlar ve bu nedenle bu süre içerisinde tüketilmelidir. Bundan daha uzun süre bekleyen portakal suyunun bünyemize hiç bir faydası olmadığı gibi çeşitli olumsuzluklara yol açması da kuvvetle muhtemeldir. Özetle beş gün önce sıkılıp şişelenmiş Ankara portakallarının susuzluğu gidermek haricinde bir fonksiyonları olduğu kanaatinde değilim. Bu nedenle bu faaliyetin "sağlık deposu" olarak gazlanmasını son derece yanlış buldum, üzüldüm, hislendim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Portakal, orada kal. Mesajımız budur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-6078445044708082438?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/6078445044708082438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=6078445044708082438' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6078445044708082438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6078445044708082438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/portakal-soydum-baucuma-koydum.html' title='Portakalı soydum, başucuma koydum'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R-AyWqeuFII/AAAAAAAAACw/JVuuoGNTOXE/s72-c/1189628839.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-7779428288114163396</id><published>2008-03-17T23:28:00.003+02:00</published><updated>2008-03-17T23:54:38.629+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='perakendecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><title type='text'>Burası Panora, buradan çıkış yok</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R97oVKeuFGI/AAAAAAAAACg/C8bJvAZLmYQ/s1600-h/Untitled-1.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R97oVKeuFGI/AAAAAAAAACg/C8bJvAZLmYQ/s200/Untitled-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178832071810749538" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen hafta iş güç nedeniyle dünyanın bence en çirkin kentlerinden biri olan Ankara'daydık malumunuz. Cem'in "Atatürk gelmese köymüş lan burası" şeklinde tanımladığı Ankara'da pazarlama konusunda bol bol malzeme biriktirdiysem de, yazmaya anca fırsatım oluyor. Telafi dersleriyle birlikte 24 saat ders yapacağımız bu çılgın haftada nasıl olacak, o da ayrı mesele ya. Neyse.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ankara, alışveriş merkezleri furyasından nasibini almış. Üç-beş sene öncesine kadar bir Karum'u bir de büyükçene bir Migros'u olan başkent, son senelerde bu makus talihini yenip alışverişin hazzına kucak açmış görünen o ki. Biz bu alışveriş merkezlerinin en yenilerinden biri olan Panora'ya uğradık. Öğlen saati, karnımız zil çalıyor, iki kuple bir şeyler atıştıralım niyetindeyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir mekan, ışıklandırma süper. Tam ortasında kocaman bir daire var, binanın kubbesinin altına denk geliyor. Temel olarak siz bu dairenin etrafında dönüyorsunuz. İkinci katta dev akvaryumlar ve içlerinde deniz hayvanatı var. Buraya kadar her şey iyi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız, alışveriş merkezinin tamamını gezelim diye kasten yapmış olsalar gerek, bir kattan bir kata geçmek ya da binadan çıkmaya çalışmak bir işkence. Örneğin üçüncü kattan ikinci kata inen merdiven binanın bir yanındayken, ikinci kattan birinci kata inen merdiven tam zıt cenapta ve bu her katta yaklaşık 50-60 metre yürümek anlamına geliyor. Bir asansör var gerçi, ama o da bozuk olduğundan, biz binadan çıkamadık efendim özetle. Çıkış için bulabildiğimiz tek kapı binanın arka tarafına açılınca, abuk sabuk mekanlardan zıplamak suretiyle ön kapıya 10-15 dakikada ulaşabildik. 7 yıldızın var ama iki tane kapın yok. Neyleyim ben öyle yıldızı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mimari çok önemli. Eğitim şart ayrıca.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-7779428288114163396?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/7779428288114163396/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=7779428288114163396' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7779428288114163396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7779428288114163396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/buras-panora-buradan-k-yok.html' title='Burası Panora, buradan çıkış yok'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R97oVKeuFGI/AAAAAAAAACg/C8bJvAZLmYQ/s72-c/Untitled-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2790411904370079512</id><published>2008-03-05T22:30:00.005+02:00</published><updated>2008-03-05T23:08:41.542+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Viktorya'nın sırrı çözüldü</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R88KTUVVH_I/AAAAAAAAACY/uJ0K6mH8KDk/s1600-h/vs-fashionshow06-1.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R88KTUVVH_I/AAAAAAAAACY/uJ0K6mH8KDk/s400/vs-fashionshow06-1.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5174365823863955442" /&gt;&lt;/a&gt;Üçüncü sınıf tabloid gazeteleri kıvamında bir başlık attığım için üzgünüm, kendime hakim olamadım. Hem zaten hayat klişelerle güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Victoria's Secret son dönemde satış kaybı yaşıyormuş efendim [&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&amp;ArticleID=501218" target="_blank"&gt;Bu da haberi&lt;/a&gt;]. Firma yetkilileri merak etmişler, yememişler içmemişler, sonunda nedenini bulmuşlar bu düşüşün: Victoria's Secret "farkına varmadan" fazla seksi olmuş. Hatta şirketin CEO'su Sharen Jester'a göre firma "yanlış" bir seksilik imajıyla özdeş hale gelmiş. O yüzden artık daha hanımefendi çizgilere dönüş olacakmış, şirketin zaten temel felsefesi buymuş, falan filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şirketler hata yapabilirler, bunda şaşılacak bir şey yok. Kuruluş aşamasındaki misyonlarından sapabilirler, imajlarında beklenmedik değişiklikler de olabilir. Yalnız benim anlamadığım şey şu sevgili Viktorya kardeşim: Sen yıllarca ne bileyim Gisele'e, Alessandra'ya ve adını bilemediğim diğer heykellere öyle acayip acayip şeyler giydirdin mi? Giydirdin. Bu da yetmedi bu ablaların omuzlarına birer çift kanat takıp podyuma saldın mı? Saldın. Her defilen dünyanın en fantastik şovları arasında ilk beşe oynuyor mu? Millet defile görüntülerini seyredebilmek için televizyonda, Youtube'da falan birbirini yiyor mu? Yiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sen "farkında olmadan" fazla seksi oldun ha? &lt;em&gt;Farkında olmadan&lt;/em&gt; yani. İyiymiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2790411904370079512?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2790411904370079512/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2790411904370079512' title='5 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2790411904370079512'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2790411904370079512'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/viktoryann-srr-zld.html' title='Viktorya&apos;nın sırrı çözüldü'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R88KTUVVH_I/AAAAAAAAACY/uJ0K6mH8KDk/s72-c/vs-fashionshow06-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-7018368099510133539</id><published>2008-03-05T00:28:00.013+02:00</published><updated>2008-03-05T17:00:49.599+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Ahmet Çakar bizi plaja götür</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.gap.com/Asset_Archive/GPWeb/Assets/Product/480/480896/big/gp480896-00vliv01.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 175px;" src="http://www.gap.com/Asset_Archive/GPWeb/Assets/Product/480/480896/big/gp480896-00vliv01.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Maç heyecanı fena bir şey. Alves'in kullandığı penaltıyı Volkan'ın çıkarmasıyla birlikte insanlar sokaklara dökülürken, ben de halen titremekte olan ellerime aldırmadan bloga daldım hemen. Google Images'da şöyle güzel bir bikini fotoğrafı aradım ama yok, anca bunu bulabildim (Akademik blog ya, abla fotoğrafı koymaya çekiniyorum).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani demem odur ki, bu yazın plaj modasına sarı-lacivert bikiniler damgasını vurabilir. Gördüğüm kadarıyla bu alanda pazar da boş. Tüm mayo üreticilerini bu fırsatı görmeye ve bu boşluğu doldurmaya davet ediyorum. İşte size yeni ürün geliştirme şansı. Büyük bedenlerini de yapın ki, herkes bünyesine göre bir şey bulabilsin efendim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-7018368099510133539?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/7018368099510133539/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=7018368099510133539' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7018368099510133539'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7018368099510133539'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/ahmet-akar-bizi-plaja-gtr.html' title='Ahmet Çakar bizi plaja götür'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-1787386837668321033</id><published>2008-03-04T14:22:00.015+02:00</published><updated>2008-04-10T23:19:02.331+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yavru markagiller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Yavru Markagiller</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.thunkedup.com/images/chick_egg.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.thunkedup.com/images/chick_egg.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Devamı çok yakında demiştim, devamı geldi. Genç Markagiller geçen haftadan beri bizi çepeçevre kuşatan pazarlama hadiseleri ile ilgili yazılarına başladılar. Maaşallah, yelpaze de pek bir geniş: Alışveriş merkezi savaşlarından inovasyona, Polat Alemdar'dan kadın-erkek ilişkilerine, mısırcılardan futbola ne ararsan bol bol var. Bir şey değil, boynuz kulağı geçecek diye korkuyorum :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan buyrun:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazarlamahakkindaa.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Pazarlama Hakkında&lt;/a&gt;: Ertan, Özgür, Bahadır, Sercan, Umut&lt;br /&gt;&lt;a href="http://marketingmanagement216.blogspot.com" target="_blank"&gt;Blogsuz insan, R&amp;D'siz producta benzer&lt;/a&gt;: Murat, Çağrı, Taylan, Perim, Gözde&lt;br /&gt;&lt;a href="http://managersoffuture.blogspot.com" target="_blank"&gt;Managers of the Future&lt;/a&gt;: Bircan, Zeynep, Metehan, Bulut, Fatih&lt;br /&gt;&lt;a href="http://marketing216.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Marketing(216)&lt;/a&gt;: Irmak, Güray, Pamir, Denizgür, Umut, Gökhan&lt;br /&gt;&lt;a href="http://baempties.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Empties&lt;/a&gt;: Gökhan, Moris, Volkan, Gizem, Meriç &lt;br /&gt;&lt;a href="http://5high5.blogspot.com/" target="_blank"&gt;High 5&lt;/a&gt;: Mustafa, Seyfettin, Burak, Gülsüm, Can &lt;br /&gt;&lt;a href="http://camgol.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Camgol&lt;/a&gt;: Gamze, Oğuzhan, Caner, Aytaç, Levent, Müge&lt;br /&gt;&lt;a href="http://ozgesimge.blogspot.com/" target="_blank"&gt;For Future&lt;/a&gt;: Özge, Simge, Mehmet, İrfan, Bora&lt;br /&gt;&lt;a href="http://gecbob.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Gecbob&lt;/a&gt;: Begüm, Emre, Çiğdem, Olcay, Gizem, Beste&lt;br /&gt;&lt;a href="http://altunsu.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Altınsu&lt;/a&gt;: Derya, Seral, İrem, Zeynep, Mert&lt;br /&gt;&lt;a href="http://toranagaso.blogspot.com/" target="_blank"&gt;ToranagaSO&lt;/a&gt;: Arsen, Kaya, Erman, Serdar, Gülin&lt;br /&gt;&lt;a href="http://squadratr.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Squadro TR&lt;/a&gt;: İlay, Aygören, Cansu, Evren, Bertan, Erkal &lt;br /&gt;&lt;a href="http://seafum.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Seafum&lt;/a&gt;: Melis, Ufuk, Alev, Fatma, Seçil&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii diğer oturumlardaki yavru markagilleri de unutmadık:&lt;br /&gt;&lt;a href="http://consumelessness.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Think More Consume Less&lt;/a&gt;: Sinem, Osman, Sefa, Emre, Çağlar&lt;br /&gt;&lt;a href="http://pazaristan.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Pazaristan&lt;/a&gt;: Burak, Emine, Kağan, Ozan, Selin&lt;br /&gt;&lt;a href="http://marketingmanagementterm2.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Marketing Management&lt;/a&gt;: Seda, İbrahim, Başak, Rıza&lt;br /&gt;&lt;a href="http://bagedeko.blogspot.com/" target="_blank"&gt;Baged&lt;/a&gt;: Begüm, Anıl, Gonca, Ertan, Dilay&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamı geldikçe onları da ekleyeceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-1787386837668321033?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/1787386837668321033/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=1787386837668321033' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1787386837668321033'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1787386837668321033'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/yavru-markagiller.html' title='Yavru Markagiller'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3311428303431973315</id><published>2008-03-02T22:06:00.010+02:00</published><updated>2008-03-02T22:48:15.262+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Expo sadece İzmir'in meselesi mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.ufukeskici.com/dosyalar/expo_izmir_2015.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 175px;" src="http://www.ufukeskici.com/dosyalar/expo_izmir_2015.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Biz İzmir'liler olarak biliyoruz da, maalesef diğerlerinin fazla bir fikri yok. İzmir &lt;a href="http://www.expoizmir2015.org/" target="_blank"&gt;EXPO 2015&lt;/a&gt;'in iki resmi adayından bir tanesi. Diğer aday Milano, organizasyonu kimin alacağı ise bu ay sonunda belli olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maalesef diyorum, çünkü İzmir dışında yaşayan kiminle konuşsam "Expo mu, o da ne?" şeklinde tepki veriyor. Aldığım en iyi cevap bile "Aaa evet öyle bir şey duyduk ama nedir bilmiyoruz" biçiminde oluyor. Bu tepkilerden organizasyonun pazarlama iletişiminin çok efektif olmadığı zaten gayet açık. Kısaca söylemek gerekirse, EXPO, 6 ay süren bir fuar. Bizim için önemi, yapıldığı kentin çehresini değiştirmesi, çünkü EXPO milyonlarca ziyaretçi ve milyarlarca dolar yatırım demek. O yüzden, biz İzmir olarak, Türkiye'nin yıllardır kaderine terk edilmiş bu güzide kenti olarak, EXPO 2015'i çok istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konu nereden çıktı, şuradan: Biraz önce TAV'ın sitesine girdim, ki kendileri Türkiye'deki bir çok havalimanının işletmecisi olan firmadır. Bütün büyük havalimanları için ayrı ayrı siteler hazırlamışlar. &lt;a href="http://www.adnanmenderesairport.com/" target="_blank"&gt;İzmir Adnan Menderes Havalimanı&lt;/a&gt;'nın sayfasında EXPO 2015 logosunu ve organizasyon hakkında bilgi gördüm. Merak ettim, &lt;a href="http://www.tavairports.com/index_tr.asp" target="_blank"&gt;diğer havalimanlarının sitelerinde&lt;/a&gt;, misal İstanbul Atatürk'te ya da Ankara Esenboğa'da var mı diye. Tabii ki beklediğim gibi, YOK!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul'un, Ankara'nın, ya da diğer bir kentimizin aday olduğu bir organizasyon nasıl hepimizin meselesi ise (bkz: Olimpiyatlar, F1 vesaire), EXPO da bizim meselemiz beyler! Hayır, üvey evlat olduğumuzun farkındayız ama bu kadar da açık edip üzmeyin adamı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3311428303431973315?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3311428303431973315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3311428303431973315' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3311428303431973315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3311428303431973315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/expo-sadece-izmirin-meselesi-mi.html' title='Expo sadece İzmir&apos;in meselesi mi?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2919124333832365382</id><published>2008-03-02T21:42:00.008+02:00</published><updated>2008-03-03T13:59:36.190+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><title type='text'>Tasarım Faciaları: Episode I</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R8sF13xUGtI/AAAAAAAAACI/c_gcIuQjS_w/s1600-h/780902.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R8sF13xUGtI/AAAAAAAAACI/c_gcIuQjS_w/s200/780902.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5173235020027140818" /&gt;&lt;/a&gt;Geçen cumartesi temizlik yapmaya niyetlendim, "Ya Allah" deyip giriştim işe. Evi topladım, süpürdüm falan. En son parkeleri sileceğim, olay bitecek, mis gibi temiz temiz oturup hafta sonu keyfi yapacağım. Evdeki hesap çarşıya uymadı tabii. Zaten uysa şaşarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafta içi Kipa'dan yeni bir yedek paspas almıştım. Adı Microfiberli süper paspas gibi bir şey, markası Banat. Rafların arasında gözüme gayet güzel görünmüştü. Neyse, açtım taktım sopasının ucuna. Suya daldırmamla olanlar oldu. Bu kadar korkunç bir tasarım olamaz kardeşim. Paspas öylesine su emiyor ki, kovanın içindeki sıkma bölmesine sokmaya çalışınca emdiği bütün suyu etrafa sıçrattı. Ortalık battı. Bu kadarla da kalmadı tabii sevgili paspasımız, zira suya daldırdığım anda fiberler yukarıya doğru genişleyip sopanın etrafına dolanıyor. Onları kurtarmak için kovanın içine dalıp bir de elinizle sıkmak zorunda kalıyorsunuz. Rezalet. Neyse bir şekilde silme işlemini tamamladım zar zor, sopanın ucundan söktüğüm gibi çöpe attım. "Bir daha mı" dedim, "hayatta!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu vesile ile, bu haftadan itibaren rastlaştığım tasarım facialarını Markagiller'den cümle aleme ifşa edeceğim. Belki Google'da firmalarının isimlerini arattıklarında bu sayfayla karşılaşırlar da, bir dahaki sefere daha dikkatli tasarlarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Hatalı tasarım fotoğraftaki değil, netten ancak bunu bulabildim. Benimki beyaz beyaz birşeydi, sarı versiyona lafım yok.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2919124333832365382?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2919124333832365382/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2919124333832365382' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2919124333832365382'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2919124333832365382'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/03/tasarm-facialar-episode-i.html' title='Tasarım Faciaları: Episode I'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R8sF13xUGtI/AAAAAAAAACI/c_gcIuQjS_w/s72-c/780902.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-6223127473210569118</id><published>2008-02-22T22:32:00.009+02:00</published><updated>2008-02-23T00:58:53.768+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>İyi ki varsın futbol!</title><content type='html'>&lt;a href="http://ntvmsnbc.com/news/280549.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://ntvmsnbc.com/news/280549.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Hazır mevzu sıcakken futbol konuşalım biraz. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim futbolla ilişkim koyu Fenerli bir baba ile hasta Gassaraylı bir dayının ortasına düşmemle başladı. Fenerbahçe'nin Galatasaray'ı yendiği lig maçları sonrasında [bak demek ki 30 senedir bir şey değişmemiş] dayıya telefon edip geçmiş olsun dilemek suretiyle gelişen bu ilişkinin ismini 1988 senesinin 3 Mayıs günü koyduk: Fenerbahçeliydim. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk yarı 3 gol yedikten sonra ikinci yarı dört çakabilen Fenerbahçe efsanesi doksanlarda Kahırbahçe'ye dönüşürken -ki literatüre önce Cannes sonra Van şeklinde geçmiştir-, aynı dönemde yükselişe geçen Galatasaray'ı hislenerek izliyorduk. 1996 Hıdrellez'inde aldığımız hüzünlü bir şampiyonluğun ardından ben üniversite okumak üzere İstanbul'a geldim. Geldiğimin ikinci ayında üniversitede bayan futbol takımı kurmaya kalkan bünyelere katışınca futbolla olan ilişkim level atladı. Bir sene boyunca antremanlara gidip deliler gibi koştum. Maalesef takımdaki kızların yarısı antrenöre yakın olmak için ortamda bulunduklarından ve dahi ofsaytın ne olduğunu anlayacak kapasiteye sahip olmadıklarından takım fazla bir gelişme gösteremedi. O yılın Sportsfest'inde adını hatırlamadığım bir spor akademisinin bayan takımına 7-1 ve bir Norveç takımına 14-2 yenilmişler. Ben maça gitmeye tenezzül dahi etmedim, zira kaybetmekten hoşlanan bir insan değilimdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları niye anlatıyorum, ofsaytın ne olduğunu bilirim yani, ondan. Tandem konusunda fikrim olduğu gibi, eyyamcılık ile de ne kastedildiğini sezebiliyorum (Bunda gece yarılarına kadar eğlence niyetine Telegol seyredip sonra "Şimdi şapkamızı önümüze koyup düşünmek lazım Melike" şeklinde gezinen eşimin de katkısı büyüktür tabii). Özetle, futbol benim için 22 adamın bir top peşinde koştuğu bir budalaca bir spor falan değildir. Aksine iyi kurgulanmış güzide bir oyundur. Daha da önemlisi çok sağlam bir üründür. Aslında yazının konusu bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Futbolu ürün olarak nitelendirilmesi endüstriyel futbol anlayışının bir getirisi. Dünyada belli bir süredir var olan bu anlayışla biz CINE5'in lig maçlarını satın alması ile tanıştık diyebilirim, sene 1995 falandı. O zamana kadar tüm lig maçlarını yayıla yayıla TRT'den izlemeye alışmış olan Türk insanında soğuk duş etkisi yaratan bu olay, o dönem çok tepki toplamış, "Haber alma özgürlüğümüz engelleniyor" biçiminde protestolara ve davalara konu olmuştu. İşte o vakitler, üniversitedeki hukuk hocam çıkıp dediydi ki: "Futbol maçı bir haber değildir. Bir eğlence ürünüdür, sinema gibi, sirk gibi bir şeydir. İşte o yüzden gençler, bu davalardan bir netice çıkmaz." Çıkmadı da. Futbolun artık bir çocukluk tutkusu değil, endüstriyel bir ürün olduğu gerçeği işte bana o zaman dank etti [Bu yazıyı nasıl toparlayacağım, du bakalım].&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii olaya romantizm boyutundan bakacak olursak futbolun endüstriyel bir şey olması sevinilip zil takılacak bir durum değildir. Amma velakin, futbolun bugün geldiği nokta da budur. Futbol artık bir üründür ve bu ürünün doğru bir şekilde yönetilmesi, pazarlanması, markalanması gerekmektedir. Bunu başarabilirsen stadını doldurur, kombineleri istediğin fiyattan satar, lisanslı yan ürünlerden milyon dolarlar kazanır, reklam ve yayın gelirleriyle zengin olur, akabinde de altyapı yatırımı yapar ve dünyaca ünlü adamları takımına alırsın. Bu bir fasit daire yaratarak stada daha çok seyirci çekmeni, daha fazla ürün satmanı, kısaca daha fazla para kazanmanı sağlar. Başaramazsan, işte o zaman ayvayı yersin. Yönetim zaafları parasızlığa, parasızlık yetersiz ya da demotive oyuncuya, demotive oyuncu ise "Beşte devre onda biter" biçimindeki tarihi hezimetlere neden olur. Sonra öfkeli taraftarın tesis basar, otobüs taşlar, futbolcu döver. Olur bunlar, oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Çarşamba akşamı şu an dünya sıralamasında birinci sıradaki Sevilla'nın karşısına çıkıp da, üç golle (pardon dört :) maçı alan Fenerbahçe'nin yaptığı tek şey futbolun endüstriyel bir şey olduğunu erken fark etmekti. 1996'dan bu tarafa dönüp baktığımızda, stadın inşaatıyla başlayan bir süreç bu. Saraçoğlu'nun taraftar için bir mabed haline getirilmesi, artan seyirci geliri ile takıma ünlü oyuncuların alınması ve bunun seyirciyi daha da artırması, takımın markalamasının doğru yapılması ve iyi yönetim Fenerbahçe'yi bugün olduğu yere getirdi. Burası neresi mi: &lt;a href="http://www.iffhs.de/?10f42e00fa2d17f73702fa3016e23c17f7370eff3702bb1c2bbb6f28f53512" target="blank"&gt;IFFHS&lt;/a&gt;'ye göre Şubat 2008 itibari ile dünyanın en iyi 21. takımı (birinci Sevilla), &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/435750.asp"&gt;Deloitte&lt;/a&gt;'nin 2007 raporuna göre dünyanın en zengin 25. takımı (birinci Real Madrid).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;17 Mayıs 2000 akşamı Güney Kampüs'te kurulan dev ekranlardan maçı izledikten sonra binlerce kişi önce Bebek'e inmiş, oradan Ortaköy'e kadar bağıra çağıra yürümüştük. Keşke Galatasaray o gün eline geçen bu fırsatı adam gibi kullanabilse, kaynaklarını doğru yönetebilse, Fener'in Sevilla'yı devirmesinin daha ertesi gününde Leverkusen'i sahaya gömebilseydi. Gerçekten isterdim, çünkü ben Fenerbahçeliyim, Galatasaray olmadan Fenerbahçeli olmanın ne kadar sıkıcı olabileceğini tahmin edebiliyorum. Keşke olsaydı. Keşke bu ülkedeki insanlar, hangi sektörde olurlarsa olsunlar, pazarlamanın, yönetimin ne kadar önemli şeyler olduğunu, hamasi laflarla bir yere gidilmediğini görebilselerdi. O da olmadı. Belki herkesin önce beş tane yemesi gerekiyor, belki ancak ondan sonra.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-6223127473210569118?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/6223127473210569118/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=6223127473210569118' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6223127473210569118'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6223127473210569118'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/iyi-ki-varsn-futbol.html' title='İyi ki varsın futbol!'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8940977310945008894</id><published>2008-02-20T18:28:00.009+02:00</published><updated>2008-02-20T21:11:38.606+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Baba yadigarı az kullanılmış çorap</title><content type='html'>Gittigidiyor'da bir ilanın başlığı bu. Açıklama metni ise şöyle:&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;Çorapları geçen sene babalar gününde hediye olarak almıştım. Üründe herhangi bir aşınma delik yırtık yoktur. Şimdi daha üst modelinin daha kalın yünlüsünü aldıgım için elden çıkarmaya karar verdim. Bu nedenle babama ait 1 çift dikişsiz kışlık çorabı hemen al da kargo benden 2.50 YTL 'den listeliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Ürünle 2 hafta şantiyede deri ayakkabının içersinde kalmıştır. Hafif kokusu var ama burna batmaz.&lt;/blockquote&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R7xWjqXplkI/AAAAAAAAACA/ONxnPCj1Tzc/s1600-h/2elazkullanilmiscorap.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R7xWjqXplkI/AAAAAAAAACA/ONxnPCj1Tzc/s200/2elazkullanilmiscorap.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5169101642983380546" /&gt;&lt;/a&gt;Eğer silinmezse &lt;a href="http://www.gittigidiyor.com/php/urun.php?id=7912098" target="_blank"&gt;buradan&lt;/a&gt; bakabilirsiniz. Her pazarlama oturumunun ilk dersinde dediğim gibi, birileri için bir değer arz eden her şey pazarlanabilir. Kokmuş çoraplar dahil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8940977310945008894?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8940977310945008894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8940977310945008894' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8940977310945008894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8940977310945008894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/baba-yadigar-az-kullanlm-orap.html' title='Baba yadigarı az kullanılmış çorap'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R7xWjqXplkI/AAAAAAAAACA/ONxnPCj1Tzc/s72-c/2elazkullanilmiscorap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3351403892144189007</id><published>2008-02-20T12:36:00.005+02:00</published><updated>2008-02-20T21:12:40.289+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>İşletme bölümü ne işe yarar?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R7wJ-qXpljI/AAAAAAAAAB4/-zlrOLLrs-0/s1600-h/balcovaayakkabi.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;" src="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R7wJ-qXpljI/AAAAAAAAAB4/-zlrOLLrs-0/s200/balcovaayakkabi.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5169017444444509746" /&gt;&lt;/a&gt;Yandaki resmi İzmir'de çektim. Bir ayakkabı mağazasının duvarındaki bez afiş. Şöyle diyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;Neden çok ucuz satıyoruz?&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Küçük esnafı yok etmek istiyorlar. Alışveriş merkezleri ve büyük marketler bütün piyasayı ele geçirmek istiyor. Biz de yok olmamak ayakta kalabilmek için çok satmak zorundayız. Çok satmak için de çok ucuz satıyoruz. &lt;/blockquote&gt;Temel mantık doğru, yani firma sahibi ölçek ekonomilerinin nasıl bir işleyişi olduğunu fark etmiş. Özü itibari ile çok üretirseniz, ki bu dolaylı olarak çok satabilmenizi gerektirir, birim maliyetleriniz o oranda azalır ve fiyatınızı aşağıya çekebilirsiniz. Bu sayede de bir rekabet avantajı yaratmış olursunuz. Hatta bunun literatürdeki adı fiyat liderliği stratejisidir. Bu noktada bir sorun yok.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun olan kısım şu ki, eğer tek bir mağazaysanız, büyüyemiyorsanız ya da kısa vadede büyüme ihtimaliniz yoksa, istediğiniz kadar çok ve ucuza satın, hiçbir zaman o büyük marketlerin sattığı miktara ulaşamazsınız. Çünkü onların sahip olduğu sermaye ve kaynaklara sahip değilsiniz. Şu andaki konjonktürde onlar her halukarda daha da büyüyecekler ve sizin buna engel olma şansınız neredeyse yok. O nedenle bu strateji sizi orta vadede iflasa sürüklemekten başka bir işe yaramaz. Eğer tek tabanca bir mağaza olarak ayakta kalmak istiyorsanız yapabileceğiniz en akıllıca şey biraz imaja ve prestije yatırım yapıp, biraz daha odaklanıp fiyatlarınızı yukarı çekmektir. Eğer bu şekilde büyümeyi başarırsanız, o zaman afişe yazdıklarınızı yapma şansınız olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazen öğrenciler bana işletme bölümünden mezun olunca ne olacaklarını soruyorlar. Büyük bir kısmının hayali bir firmaya müdür olmak. Oysa ki işletme bölümleri aslında bu ülkenin girişimcilerini yetiştirmek, onları daha bilgili ve donanımlı ayakkabı mağazası sahipleri haline getirmek için var. Kendi işinizi kurmak, sahip olduğunuz bilgiyle bu işi ileriye taşımak ve orada istihdam yaratmak için işletme okuyorsunuz ki, bu yolla kendinize, çevrenize ve ülkenize sağlayabileceğiniz katkı, bir çok ulusluda finans müdürü olmakla sağlayabileceğinizden çok daha fazlası. Keşke bunu işletme okuyan ve mezun olduktan sonra işsiz kalan binlerce çocuğumuza daha iyi anlatabilseydik.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3351403892144189007?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3351403892144189007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3351403892144189007' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3351403892144189007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3351403892144189007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/iletme-blm-ne-ie-yarar.html' title='İşletme bölümü ne işe yarar?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R7wJ-qXpljI/AAAAAAAAAB4/-zlrOLLrs-0/s72-c/balcovaayakkabi.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-5523605998651023201</id><published>2008-02-19T13:03:00.010+02:00</published><updated>2008-03-04T14:22:41.070+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yavru markagiller'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Markagiller yavruluyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://angelicdragons.com/shop/images/201220_BabyWhoozit.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://angelicdragons.com/shop/images/201220_BabyWhoozit.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Ailenizin pazarlama bloğu Markagiller yavruluyor efendim. "Nasıl oluyor bu iş?" diye merak ediyorsanız şöyle oluyor, bu seneki Marketing Management projelerinden biri olarak, sevgili öğrencilerim kendi pazarlama bloglarını tutmaya başlıyorlar. Her bir blog beş öğrenciden müteşekkil. Yavrudan yetişen genç pazarlamacılar her hafta bu bloglarda pazarlamaya ilişkin konularda görüş beyan edecekler. Y jenerasyonunun pazarlamaya nasıl baktığını ve pazarlama dünyasında nasıl yaşadığını görmek, öğrenmek, tanımak isteyen herkesi onların bloglarını da okumaya davet ediyorum. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devamı çok yakında :)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-5523605998651023201?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/5523605998651023201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=5523605998651023201' title='9 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/5523605998651023201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/5523605998651023201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/markagiller-yavruluyor.html' title='Markagiller yavruluyor'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2631569832432385848</id><published>2008-02-14T21:42:00.005+02:00</published><updated>2008-02-15T00:11:38.623+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Günde bir yumurta kıran ne kazanır?</title><content type='html'>&lt;a href="http://users.rcn.com/tdiann/eggs.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://users.rcn.com/tdiann/eggs.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Yumurta pek sevdiğim bir gıdadır. Tıfıl bir ilkokul öğrencisiyken okulca pikniğe gittiğimizde arkadaşlarımın yumurtalarını kendi haşlanmış patateslerimle değiştirirdim. Kardeşimle kaldığımız öğrenci evimizin en kral yemeği de yumurtaydı, en kolayından bir melemen yapıp günü kurtarırdık. Sonraları tüketimim biraz azaldı, kuş gribi de hadisenin üstüne tüy dikti. Hala severim o ayrı. Dünyada oturarak başarılı olan tek yaratık tavuk olduğuna göre, oturarak elde edilen tek faydalı şey de yumurtadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yumurta Üreticileri Merkez Birliği, bir milyon dolar bütçeli bir kampanya ile memleketteki yumurta tüketimini artırmaya karar vermiş. Hedef kişi başına yılda 100 civarı olan yumurta tüketimimizi 365'e, yani günde bire çıkarmak. Şimdilerde reklamları televizyonlarda dönüyor, sloganları da "Günde bir yumurta kıran kazanır!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir süredir takip ediyorum, henüz ne kazandığımı anlayabilmiş değilim. Yumurta kırarak büyük ikramiyeyi mi kazanacağım? Yoksa altılıyı mı tutturacağım? Hayatta çekilişle kazandığım tek şey bir Paris gezisidir, sanıyorum ki onunla da şans oyunlarındaki sıramı savdım. Yani bana yumurtadan sürpriz bir şey çıkacağı yok (Kinder Sürpriz yumurta hariç tabii, gerçi ondan da abuk sabuk şeyler çıkıyor). &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir ürüne birincil talebi artırmak için düzenlenen kampanyalar bize yabancı değil. 20 sene önceki yeşil mercimek vakasından yakın dönemdeki fındık başarısına kadar bir çok örnek sayabilirim. Böyle kampanyalarda vaadin ne olduğu çok önemlidir. Mesela fındık kampanyasında vaat çok net ve anlaşılırdı: Kalbe, ciğere, böbreğe, dalağa günde bir avuç fındık iyi gelir. Üstelik bu vaat &lt;em&gt;aganigi naganigi&lt;/em&gt; gibi çarpıcı ve akılda kalıcı bir sloganla birleştirilince çok daha etkili oldu. Söylenen odur ki 3 milyon dolar bütçeli bu kampanya ile iç pazardaki fındık tüketimi %30'un üzerinde bir oranda artmış.   &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer taraftan yumurta kampanyasındaki vaadin ne olduğu belirsiz. Kampanyanın web sitesinde "Ne kazanır?" diye bir bölüm var, ama içinde şu kadar magnezum bu kadar kalsiyum biçiminde öylesine teknik bir metin var ki, sokaktaki adamın bir şey anlaması pek mümkün görünmüyor. Bütçesi fındığın üçte biri olan kampanyanın hedefi ise tüketimi %350 artırmak. Valla kolay gele. Yalnız hedefler tutmazsa o yumurtaları birbirlerinin kafasında kırmazlar umarım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2631569832432385848?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2631569832432385848/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2631569832432385848' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2631569832432385848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2631569832432385848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/gnde-bir-yumurta-kran-ne-kazanr.html' title='Günde bir yumurta kıran ne kazanır?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3188662192297599313</id><published>2008-02-13T12:05:00.004+02:00</published><updated>2008-02-13T17:15:04.909+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ekonomi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Bedava yaşıyoruz bedava</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.usaref.org/CalendarTurkmenistan.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.usaref.org/CalendarTurkmenistan.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Böyle demiş Orhan Veli, ama herhalde yaşasaydı bunu bizden ziyade Türkmenler için söylerdi. Zira 11 Şubat itibari ile Türkmenistan'da artık benzin de bedava. Karara göre Türkmenler ayda 120 litre benzini ücretsiz alacaklar, 120 litreden sonrası için para ödeyeceklermiş. Ülkede ayrıca elektrik, su ve doğalgaz da beleş. Bunun nedeni Türkmenistan'ın sahip olduğu çılgın doğalgaz rezervleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uygulamadan önce zaten 1 dolara 50 litre benzin aldıklarından Türkmenler için çok fark eden bir şey yoktur eminim ki. Ben haberi okuyunca önce BP ve Shell kardeşlere bayıldığım paracıkları düşünüp hislendim. Fazla hislenince insanın "Pılımızı pırtımızı toplayıp Türkmenistan'a yerleşelim" diyesi geliyor. Ama bir yandan da aylık ortalama gelirin 100 dolar olduğu bir ülkeden bahsediyoruz. Yani sokaktaki adamın cebine giren bu, yoksa ülkenin Gayrisafi Milli Hasılasını kişi başına bölersek 9000 dolar civarında bir şey buluyoruz. Anladığım kadarıyla vatandaş bu paradan zırnık koklayamıyor, onu da yol, su, elektrik olarak alıp seviniyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Özetle ülke zengin, insanları fakir. Ekonomi bilgim derya değil ama, bana kalırsa, benzini, şunu bunu bedava dağıtmak da bu işin böyle sürmesini körüklemekten başka bir işe yaramaz. Niye, çünkü böyle yaptığın zaman para sirkülasyonu azalıyor. Para sirkülasyonunun azalması, ekonominin çarklarının dönmemesi ya da çok yavaş dönmesi demek (Hemen 2001 Şubatına bir flashback yapın isterseniz). Çark dönmezse, insanların elinde sermaye birikmez. Sermaye birikmezse, serbest girişim olmaz. Serbest girişim olmazsa rekabet gücü yaratamazsın, yeni ürün üretemezsin, istihdam sağlayamazsın. Al sana nurtopu gibi kısır döngü. Şimdilerde halkı devlet kuruluşlarında istihdam ediyorsun da, 20-30 sene sonra rezervler tükendiğinde, ya da güneş gibi başka enerji kaynaklarını kullanabilen ürünlerde ciddi gelişme sağlandığında ne yapacaksın ey Türkmenbaşı? Sorarım. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnşallah 5-10 senelik planları vardır Türkmenlerin. Yoksa plansızlık programsızlığın Orta Asya'dan gelen bir gen olduğuna kanaat getireceğim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3188662192297599313?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3188662192297599313/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3188662192297599313' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3188662192297599313'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3188662192297599313'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/bedava-yayoruz-bedava.html' title='Bedava yaşıyoruz bedava'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-822451155920871264</id><published>2008-02-08T22:18:00.000+02:00</published><updated>2008-02-08T22:46:44.098+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Kurabiyeeeee!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R6y9eHoDnpI/AAAAAAAAABs/RlfmmGhfKSM/s1600-h/kurabiye.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5164711197827899026" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R6y9eHoDnpI/AAAAAAAAABs/RlfmmGhfKSM/s200/kurabiye.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hayır, Kurabiye Canavarı hakkında yazmayacağım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son yılların gözde iletişim aracı pek tabii ki internet (yoksa şüphen mi var). Firmalar da bu aracı mümkün olduğunca etkin kullanmaya çalışıyorlar. Ciddi bir bölümü bunu yüzüne gözüne bulaştırıyorsa da, sanal alemde iyi işler yapan firmalarımız da var, gördüm görüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnternetin sunduğu en önemli özellik nedir hoca?" diyenlere cevabımız pek tabii ki "interaktivite"dir. Yani internet sadece içeriği sunanın değil, ziyaretçinin de aktif olabildiği, paylaşımda bulunabildiği bir ortam ve bu da pazarlama için biçilmiş kaftan. İşte bu fırsatı değerlendirmek isteyen firmalar, son zamanlarda müşterilerin hem ilgisini çekebilecek, hem de ürünle bir deneyim yaşamalarını sağlayabilecek şahane bir yöntemi fark ettiler: Oyunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstünde düşünülmemiş, aceleye gelmiş kötü örnekleri de var, ama bugün rastlaştığım oyun kesinlikle onlardan değil. Sitenin adı &lt;strong&gt;Sevgiliye Kurabiye&lt;/strong&gt;, fikrin sahibi ise Arçelik. Oyunun amacı sevgililer günü münasebetiyle kendi dilediğimiz şekilde kurabiyeler yapıp sevgilimize göndermek ve vitrinde sergilemek. Oyunda ne kurabiye canavarı, ne de bölüm sonu canavarı var ve kendisi zaman öldürmek için birebir. Ben tüm öğrencilerim için resimde görüldüğü üzere İzmir Ekonomi Üniversitesi kurabiyesi yaptım misal.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilisine tek taştan daha hayırlı bir hediye vermek isteyenlere duyurulur efendim: &lt;a href="http://www.sevgiliyekurabiye.com" target="_blank"&gt;http://www.sevgiliyekurabiye.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-822451155920871264?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/822451155920871264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=822451155920871264' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/822451155920871264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/822451155920871264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/kurabiyeeeee.html' title='Kurabiyeeeee!'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R6y9eHoDnpI/AAAAAAAAABs/RlfmmGhfKSM/s72-c/kurabiye.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8269950402904441485</id><published>2008-02-07T11:39:00.002+02:00</published><updated>2008-02-13T17:14:45.724+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Mp3 her zaman kazanır</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.aceshowbiz.com/images/news/00011676.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.aceshowbiz.com/images/news/00011676.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Hastası değilsek de Radiohead sevdiğimiz bir gruptur. Arada çıkarır, dinler, hüzünleniriz. Bu noktaya kadar olayın pazarlamayla bir ilgisi yoktur. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne zaman ki Radiohead "In Rainbows" diye bir albüm çıkarır ve "Ben bunu nete koyuyorum arkadaş, isteyen dilediği gibi indirsin, gönlünüzden bir şey koparsa da atıverirsiniz iki kayme" der, işte o zaman ben o hadiseye müdahil olurum. "Vay anasını, adamlar yapmış" derim hatta. Çünkü böyle devrimci hareketler eğlence endüstrisinden beklediğimiz şeyler değildir. Buradaki genel düşünce yapısı "Sanat sanat içindir ama ben de bunu yaptım, ederi de budur" şeklinde tezahür eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten bu yapılanmayla eğlence endüstrisi senelerce malı götürmüş, küp küp altınlarını bir o ağacın bir bu ağacın altına gömüp durmuştur (Leprakon tadı). Amma velakin, mp3ün, avinin icadı ile mertlik bozulmuş, eski dostlar yeni düşman olmuştur. Bizim atalar bunu "Çok muhabbet tez ayrılık getirir" diye ifade ederler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse, Radiohead böyle bir şey yapınca gençlik günlerime dönüp Metallica ile Napster'in birbirlerini boğazlamasını hatırladım. O kavganın iki kaybedeni ile bir kazananı vardı. Birinci kaybeden Napster'dı, ikincisi de Metallica. Napster kapandı, öyle kaybetti. Metallica ise dinleyicilerinin nazarında "gözünü para bürümüş James ve Lars kardeşler"e dönüştükleri (ve zaten Load ve sonrasında abuk sabuk albümler yaptıkları) için kan kaybettiler. Peki kim kazandı? Tabii ki mp3.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Metallica vs. Radiohead. Bu hikayeden çıkarılacak önemli dersler var. Bazen suyun önünde duramıyorsan onun aktığı yönde yüzmeyi becermek gerekir. Aksi takdirde sadece ölü bir kahraman olursun. Teknolojinin fantastik bir hızla geliştiği bir noktada mp3 gerçeğini yok saymak ya da onu engellemeye çalışmak vizyonsuzluğun dik alasıdır. Ben bunu bir döngü olarak düşünüyorum: Köy kahvesindeki aşıktan, gazinodaki şarkıcıya, 45'lik plaklardan, kasetlere ve oradan da CD'lere uzanan bir yolculuk bu. Sanatçının ücretsiz izlendiği bir noktadan plaklara doğru giderek pahalılaşan, ondan sonra da insanların alım gücüne kıyasla aslında yeniden ucuzlamaya başlayan eğlence arzı, şimdiki kertede yeniden bedava hale geldi. Belki bundan sonra bu döngüyü tekrarlayacak, ama şimdilik durum bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlence dünyası eskiden elde ettikleri tatlı karların olmamasına öfkeleniyor. Yazık ki Türkçe bilmiyorlar. Bilselerdi şunu da bileceklerdi: Öfkeyle kalkan zararla oturur. Şu andaki konjonktürde artk para kazanacakları yerin albüm satışları değil, konserler ve diğer yan ürünler olduğunu anlayabilseler o zaman rahat edecekler. Radiohead bunu erken fark ettiği için mutluyum. Kaldı ki adamlar, daha albüm satışa çıkamadan "gönlümüzden kopanlar" üzerinden 8 milyon İngiliz Sterlini, discbox satışlarından ise 3 milyon (yine) İngiliz Sterlini kazanmışlar. Kimsenin aç kaldığı yok yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Takdirlerimi belirtmek üzere ben de şimdi siteye gidip bir kaç pound bırakacağım. Zaten sadece "Jigsaw Falling into Place" için bile değer. Darısı da diğer güzide gruplarımızın başına inşallah.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8269950402904441485?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8269950402904441485/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8269950402904441485' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8269950402904441485'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8269950402904441485'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/mp3-her-zaman-kazanr.html' title='Mp3 her zaman kazanır'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2102291685333423548</id><published>2008-02-07T11:02:00.000+02:00</published><updated>2008-02-08T15:57:22.671+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><title type='text'>Şu kadarcık bir şey</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.jewelry-discount-house.com/Three-Stone-Diamond-Ring.jpg"&gt;&lt;img style="float:right; margin:0 0 10px 10px;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.jewelry-discount-house.com/Three-Stone-Diamond-Ring.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;Bu ara görmedim ama yakındır. Hazır 14 Şubat Sevgililer Günü gibi bir vesile de varken, tek taş pırlanta reklamları bu hafta televizyonları, gazeteleri, dergileri basar. Geçen sene Anneler Gününde bile vardı. Annemize niye tek taş alacaksak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlu tuhaf bir yaratık. Zaten tuhaf olmasa pazarlama diye bir şey de olmazdı, ekonomi bilimiyle gayet güzel idare ederdik. Bak ne diyor ekonomi: "Bir şey insanlar için çok önemliyse değeri de aynı ölçüde yüksektir. Dolayısıyla fiyatı da yüksek olur." Çok güzel. Peki o zaman sormazlar mı adama, "Bizim için en önemli şey hava, ama bedava, bir halta yaramayan yegane şey de taş, ama bir de pırlantanın fiyatına bak müdür" demezler mi? Derler. Ben diyorum şahsen. O nedenle de pırlantaya, elmasa, kuvartza falan karşıyım. Dileyen ağır sanayide keski olarak kullansın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tabii benim bunu demem, pırlantanın bir "aşk-sevgi" sembolü olarak gazlanmasını engellemiyor. O nedenle sevgili okuyucularıma iki çift nasihat vereyim de bu konuyu kapatayım: Sevgi pırlantayla gösterileydi Kerem abimiz dağları delmez, Mecnun kardeşimiz çöllere düşmezdi. Götürlerdi tek taşı, 40 gün 40 gece düğün yaparlardı. Neymiş, demek ki aşk öyle Allah'ın taşıyla ölçülmezmiş. Öyle diyen varsa acilen oradan kaçın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Akşam editi: &lt;/strong&gt;Çatır çatır başlamış reklamlar, ben kaç gündür televizyon seyretmediğimden kaçırmışım. Bu konuda hala çok ısrarlı olan bayan arkadaşlarımıza da bir sürpriz hazırladım, buyursunlar: &lt;a href="http://www.amnesty.fr/var/amnesty/storage/images/media/images/themes/armes/quel_prix_pour_ces_diamants_gd/42479-2-fre-FR/quel_prix_pour_ces_diamants_gd.gif"&gt;Quel Prix Pour Ces Diamants?&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2102291685333423548?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2102291685333423548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2102291685333423548' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2102291685333423548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2102291685333423548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/02/u-kadarck-bir-ey.html' title='Şu kadarcık bir şey'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-6231574078414919647</id><published>2008-01-23T14:55:00.000+02:00</published><updated>2008-01-23T14:57:50.394+02:00</updated><title type='text'>Yeni dünyaya giden eden</title><content type='html'>Bu aralar ABD'ye giden / ABD'den dönecek birileri varsa ve bana haber ederlerse sevinirim. Ltf pls t$k.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-6231574078414919647?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/6231574078414919647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=6231574078414919647' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6231574078414919647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6231574078414919647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/01/yeni-dnyaya-giden-eden.html' title='Yeni dünyaya giden eden'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-9205847653980988722</id><published>2008-01-22T22:42:00.001+02:00</published><updated>2008-02-13T17:14:28.658+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><title type='text'>Ulusoy beni neden çağırıyor?</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.haberaktuel.com/images/news/11922.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px;" src="http://www.haberaktuel.com/images/news/11922.jpg" border="0" alt="" /&gt;&lt;/a&gt;"Her ilçeden bir yürek, yetmiş milyon tek yürek" teması ile televizyonlarımızda dönen bir reklam var, görmüşsünüzdür. Geçende denk geldim, baktım şarkısı türküsü de var. İsviçre milli maçı öncesi milli takıma bir destek tadı yakaladım, neş'e doldum, zıpladım, coşuyoruz koşuyoruz falan filan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız bu sevgi seli içerisinde bir baktım beni coşkuya davet eden Türkiye Futbol Federasyonu değil, bizzat Haluk Ulusoy'un kendisiymiş. Şaştım kaldım, "Bayram değil seyran değil, Haluk Ulusoy beni neden çağırsın?" dedim. Hayır, mesela Turkcell vasıtası ile de milli takımı destekliyoruz ama Turkcell genel müdürü kim onu bile bilmem. Hal böyle olunca, reklam milli takıma mı destek veriyor, yoksa Haluk Ulusoy'a mı, pek belli olmuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortada bir kurum (TTF) ve onun zaman zaman değişen başkanları var. Dolayısıyla, başkanın kim olduğundan bağımsız olarak kurumun sürekliliği gibi bir durum sözkonusu. Bu anlamda milli takıma Haluk Ulusoy üzerinden değil de TTF üzerinden destek vermek daha doğru görünüyor bana. Yoksa merak ediyorum, "Haluk Ulusoy beni neden çağırıyor?"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-9205847653980988722?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/9205847653980988722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=9205847653980988722' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/9205847653980988722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/9205847653980988722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/01/haluk-ulusoy-beni-neden-aryor.html' title='Ulusoy beni neden çağırıyor?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8845663887593122419</id><published>2008-01-16T20:16:00.001+02:00</published><updated>2008-02-15T14:31:48.537+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Dönem sonu raporu</title><content type='html'>&lt;a href="http://www1.istockphoto.com/file_thumbview_approve/326468/2/istockphoto_326468_company_balance_sheet.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www1.istockphoto.com/file_thumbview_approve/326468/2/istockphoto_326468_company_balance_sheet.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şirketler dönem sonu raporlarını Aralık 31 itibari ile açıklarlar ama bizim dönem sonumuz Ocak ayını buluyor. Bugün nihayet notlamaları bitirmiş, ders ve akreditasyon dosyalarını hazırlamış, ıvır zıvır işleri halletmiş olduğumdan ben de kendi dönem sonu hesabımı kesebilirim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle Güz Dönemi dersleri hakkında bir iki şey yazayım, zira öğrencilerim burayı takip ediyor. Bir iki münferit olay haricinde iyi bir dönem geçirdiğimiz kanaatindeyim, hem Principles of Marketing'de, hem de Introduction to Business'te. Herkese bir faydam dokunamamış olabilir, ama çoğunluğun iş dünyasına ve pazarlamaya yeni bir bakış açısı geliştirmesine vesile olduğumu umuyorum. Bu dönemki derslerin büyük çoğunluğu giriş niteliğinde derslerdi, ikinci dönemkiler daha uygulamaya dönük olacak. Sanırım o zaman derslerin keyfi daha da artacak (Hangi sectiona girdiğimi sormayın, söylemem. Tarzım değildir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güz dönemi ders ağırlıklı geçti, bunun yanında &lt;a href="http://www.iovacs.org/"&gt;ICOVACS&lt;/a&gt; çalışmalarına başladık. İdari işler yine akademik çalışmalara yoğunlaşmamı engelledi, inşallah bir başka "bahara" dedik. Bu bahar case yazacağım, elimdeki makaleleri toparlayacağım, inşallah iki yeni makaleye ve bir kitaba başlayacağım. Umut garibanın ekmeği tabii :) &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evimi temiz tuttum, sağlıklı beslendim, 10 senedir bitiremediğim haritayı bitirdim. İyi insanlarla tanıştım, iyi insanlarla çalıştım. Facebook'a üye oldum ve sıkıldım. Blog açtım sıkılmadım. Tasarım yaptım, evde ve işte yine çok çok çok çalıştım, yaptıklarımın çoğundan keyif aldım. Durumum budur, arz ederim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8845663887593122419?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8845663887593122419/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8845663887593122419' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8845663887593122419'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8845663887593122419'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/01/dnem-sonu-raporu.html' title='Dönem sonu raporu'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-3539560837725815869</id><published>2008-01-06T23:53:00.000+02:00</published><updated>2008-01-09T19:13:23.357+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>İyi finaller!</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.hull.ac.uk/05/media/courses/2006/images/student_exam.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand" alt="" src="http://www.hull.ac.uk/05/media/courses/2006/images/student_exam.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bizim üniversitede final maratonu başlıyor. BA201 ve BA101 öğrencileri için özel not: Sakin olun, yorumlayın ve yazdıklarınızı gerekçelendirin. Kopya konusundaki hissiyatımı ve tavrımı ise çok iyi bildiğinizi sanıyorum. Finallerde ter dökecek tüm öğrencilere başarılar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-3539560837725815869?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/3539560837725815869/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=3539560837725815869' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3539560837725815869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/3539560837725815869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/01/iyi-finaller.html' title='İyi finaller!'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8387486010473424847</id><published>2008-01-04T13:24:00.001+02:00</published><updated>2008-02-13T19:29:58.888+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='akademik'/><title type='text'>Tasarım, tasarsın, tasar</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R34cYu3s5xI/AAAAAAAAABk/xvxaeTTydMM/s1600-h/conference-logo.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151586234982524690" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R34cYu3s5xI/AAAAAAAAABk/xvxaeTTydMM/s200/conference-logo.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yeni yılla birlikte blogun tasarımını değiştirdim. Eskisi o kadar karanlıktı ki içim sıkılıyordu yazarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Tasarım çok önemli bir şey. Doktora tezimi üstüne yazdım diye demiyorum, bir markayı marka yapan en önemli unsurlardan biri tasarım. Ancak ne komiktir ki, marka literatüründe üzerinde en az çalışılan konuların da başında geliyor. Bunun temel nedeni işletmecilerle tasarımcılar arasında bir ortak lisanın daha yeni yeni oluşturulmaya başlanması. Nitekim, bugün birçok tasarımcı için işletmeciler "sanattan anlamayan pis makyevellistler" iken, işletmeciler içinse tasarımcılar "hayal dünyasında yaşayan artiz kişilikler"den daha fazlası değil (Artizin r ve z harfleri vurgulanarak söylenecek). Babil Kulesi yıkılırken en büyük lanete uğrayanlar tasarımcılarla işletmeciler olmuş belli ki. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte bu ortak dili oluşturabilmek için biz de elimizi taşın altına koyduk efendim. Kasım 2008'de İzmir'de gerçekleştireceğimiz ICOVACS2008'in ana başlığı "Sürdürülebilir Değer Yaratmak için Tasarım, Lojistik ve Markalamanın Bütünleştirilmesi". İnşallah dünyanın dört bir yanından tasarımcıları, lojistikçileri ve marka yöneticilerini bir araya getirip kaynaştıracak, sevgiyle kucaklaştıracağız. "Marka-tasarım diyorduk, lojistik nereden çıktı yahu?" diyorsanız onu daha sonra bilahare açıklayacağım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ICOVACS2008 hakkında ayrıntılı bilgi için: &lt;a href="http://www.icovacs.org/" target="_blank"&gt;http://www.icovacs.org/&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8387486010473424847?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8387486010473424847/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8387486010473424847' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8387486010473424847'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8387486010473424847'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/01/tasarm-tasarsn-tasar.html' title='Tasarım, tasarsın, tasar'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R34cYu3s5xI/AAAAAAAAABk/xvxaeTTydMM/s72-c/conference-logo.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-4181949690249935331</id><published>2008-01-03T11:59:00.001+02:00</published><updated>2008-02-13T17:14:07.251+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Canımcan</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3y56e3s5uI/AAAAAAAAABM/wDT5_xGJOtQ/s1600-h/canimcan.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5151196488175249122" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3y56e3s5uI/AAAAAAAAABM/wDT5_xGJOtQ/s200/canimcan.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şampuan reklamlarında sergilenen IQ düzeyinden beklentim hiç bir zaman yüksek olmadı. Yok efendim kafama boncuk taktım, yok saçımı savurdum park yerini kaptım, yok fırçayı mikrofon kendimi Kylie Minogue zannettim falan, bunlara alışığız.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama son Blendax reklamı beni tarumar etti. Hani şu "dolgun saçlarımı sallayınca değişti Can, pırıl pırıl efendi bir adam oldu" reklamı. Hayatın anlamını yeniden sorgulamama vesile oldu. Demek ki bizim yıllar boyu uğraşmamız didinmemiz boşunaymış. Dolgun saçlarını salla, Fifi'yi kap. Dolgun saçlarını salla, adamı romantik et. Sihirli değnek gibi hakikaten.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kızım, o işler öyle saç sallamakla olaydı, Banu Alkan bugün bu memlekete başbakandı. Sen o dolgun saç hadisesini bırak da dolma yapmayı öğren bence. Canımcan evde yemek bulamayınca saçından sürüyüverir seni annenin evine. Demedi deme.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir çift lafım da, Can'a. Canımcan, evladım, sen de öğle ağzı açık ayran budalası gibi kıza bakmaktan vazgeç. Kızın bir dediği öbürünü tutmuyor. Sen rap dinlemek istedin onun romantikliği tuttu da, beş dakika sonra eğlencesi geldi, ne oldu anlamadım ben. Kendinize gelin, adam gibi oturup muhabbet edin, limonata için. Yoksa bu işin sonu hüsran olur, benden söylemesi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve sevgili Blendax reklamcıları: Lütfen IQ seviyesi 70'in üzerinde karakterlerin bulunduğu reklam senaryoları hazırlayın. Yetti yahu.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-4181949690249935331?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/4181949690249935331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=4181949690249935331' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4181949690249935331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4181949690249935331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/01/canmcan.html' title='Canımcan'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3y56e3s5uI/AAAAAAAAABM/wDT5_xGJOtQ/s72-c/canimcan.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-7859393799267043087</id><published>2008-01-02T20:15:00.000+02:00</published><updated>2008-01-06T20:42:22.693+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='perakendecilik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasarım'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>Ikea, evimizin köftecisi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3vbmO3s5tI/AAAAAAAAABE/VKiKKjn7jh8/s1600-h/ikeakofte.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5150952048701531858" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3vbmO3s5tI/AAAAAAAAABE/VKiKKjn7jh8/s200/ikeakofte.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Hafta sonu Bornova Ikea'ya gittim. Maaşallah tüm İzmir'in de aklına aynı şey gelmiş, millet o tava benim, bu masa senin birbirini eziyordu.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;En kalabalık yer de tabii ki restaurant. Baktım, "Dağ kızılcığı reçeli bizi bozar usta" diye düşündükleri yüzlerinden belli olan delikanlı şirinler bile kız arkadaşlarının gazına gelmiş, reçeli sosu unutup köftelere abanmışlar. Küçükken kardeşim sucuğun üstüne reçel döküp "Abla bak yeni yemek icat ettim" diye çıkagelmişti de kafasına vurmuştum garibimin. Aklıma geldi hüzünlendim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biliyorsunuz İkea ilk geldiği yıl dolaptan kanapeden çok köfte sattı. Bir kısım insanlar da bunu pek eleştirdiler. Dediler ki, "Kaaardeşim, sen mobilyacı değil misin, bu nasıl iş?". Hatta bir kısmına göre köftehor İkea'nın amacı köfteciklerin içine domuz etlerini tıkıştırıp bizi cümleten harama sokmaktı. Bayılırız böyle teoriler kurmaya. Biraz da adam gibi teoriler kurabilsek fezaya çıkacaktık da olmadı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Neyse konumuz feza değil pazarlama. Ben bu İkea'nın köfte stratejisini çok akıllıca buluyorum. Neden? Şundan: Şimdi adam elin İsveç'inden kalkmış gelmiş, bilmem kaç bin metrekareye mağaza kurmuş. Güzel. Şimdi normalde bir İzmirli vatandaş bu mağazaya hayatında kaç kere gider? Cevap: 3 kere. Birincisi ilk açıldığında meraktan. İkincisi evlenirken, müstakbel hanımın zoruyla. Üçüncüsü de 50 yaşında ev değiştirdiğinde. Bir daha gitmez, İkea da batar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama bizim İsveçli ne yapıyor, gidesin diye atraksiyon üzerine atraksiyon yapıyor. Köftesiydi, kahvaltısıydı, 1 YTL'ye sosislisiydi derken millet mağazaya, alınan ıvır zıvır da kasalara akıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkea, alışverişin artık bir "eğlenceli zaman geçirme" faaliyeti olduğunu çoktan çözmüş yani. Ben onları bol bol tebrik ediyorum buradan. Darısı iki kıytırık tost makinesine café diyen Koçtaş'ın başına inşallah.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-7859393799267043087?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/7859393799267043087/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=7859393799267043087' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7859393799267043087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/7859393799267043087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2008/01/ikea-evimizin-kftecisi.html' title='Ikea, evimizin köftecisi...'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3vbmO3s5tI/AAAAAAAAABE/VKiKKjn7jh8/s72-c/ikeakofte.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-6918760579599795870</id><published>2007-12-25T15:28:00.001+02:00</published><updated>2008-02-13T17:13:39.840+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Lokum gibi haberler</title><content type='html'>&lt;div&gt;Lokum konusunu yazmıştım (Rumlar bizim lokumu tescillemişler bla bla bla), beklediğim haber Milliyet'ten geldi: "&lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/2007/12/14/yasam/ayas.html" target="_blank"&gt;Lokum oldu Lokumi&lt;/a&gt;".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin önemli kısmı şu: &lt;em&gt;Lokumu "lokumi" adıyla AB'ye tescil ettirmek için harekete geçen Rumlar, isteklerini elde edecekler gibi görünüyor, çünkü Türkiye, 6 aylık itiraz süresi boyunca bu konuda resmi bir girişimde bulunmadı. &lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yollar helal size. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-6918760579599795870?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/6918760579599795870/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=6918760579599795870' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6918760579599795870'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/6918760579599795870'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2007/12/lokum-gibi-haberler.html' title='Lokum gibi haberler'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-1199024041981519480</id><published>2007-12-25T15:00:00.001+02:00</published><updated>2008-01-07T11:02:22.675+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='reklamlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama iletişimi'/><title type='text'>Boru mu bu?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3EBiu3s5sI/AAAAAAAAAA8/33tf_y0jAhk/s1600-h/borumu.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5147897545270027970" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3EBiu3s5sI/AAAAAAAAAA8/33tf_y0jAhk/s200/borumu.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bayağı zamandır düşünüyordum, geçen gün yüksek lisans dersinde mevzu bahis oldu: Konumuz boru reklamları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında hadisenin evveliyatı bir kaç sene öncesine dayanıyor. Fırat Pen'in "Tut şunun ucunu döşeyelim abi" ile reklam dünyasında çığır açmasının ardından, Esen Boru'nun cevabı "Boru mu bu?" ile geldi. Ancak piyasanın en ağır topu -pardon borusu- bence Hakan Plastik. "A lot of things pass inside but you hear nothing" alt başlıklı reklam filmi ile gönüllerde taht kuran Hakan Plastik, reklam anlayışı ile de pazarlama dimağında kalıcı izler bıraktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnız benim anlamadığım bir şey var, o da bu sektördeki arkadaşların -ki bildiğin borucu bunlar- tam prime time'ın göbeğine reklam vererek nasıl bir fayda sağladıkları. Yani musluk tamirinden falan anlayan bir insan olarak, ben dahi kendimi bu firmaların hedef kitlesinde hissetmiyorum. Ortada tamamen endüstriyel bir ürün var, satışının çok büyük bir kısmının B2B olduğu muhtemel, buna rağmen bu adamlar bütün pazarlama doktrinini alaşağı ederek bildiğin son kullanıcıya, hem de en romantik, en ağdalı, en ağlak dizinin tam ortasında, "Boru mu bu?" demek suretiyle pazarlama iletişimi gerçekleştiriyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakikaten çok enteresan bir ülkeyiz. Bu arada o sarı boruların içinden yılan gibi çıkıveren amcanın da hastasıyım, onu da belirteyim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-1199024041981519480?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/1199024041981519480/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=1199024041981519480' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1199024041981519480'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/1199024041981519480'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2007/12/boru-mu-bu.html' title='Boru mu bu?'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3EBiu3s5sI/AAAAAAAAAA8/33tf_y0jAhk/s72-c/borumu.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-8914643220800803232</id><published>2007-11-30T10:48:00.002+02:00</published><updated>2008-02-18T18:54:56.273+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='halkla ilişkiler'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='marka yönetimi'/><title type='text'>AtlasJet kazasının ardından...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R0_aRNeftPI/AAAAAAAAAAs/VFAucNOq_PA/s1600-R/ucak.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5138565689063224562" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R0_aRNeftPI/AAAAAAAAAAs/7V_PL4DEpxk/s200/ucak.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bugün aslında yazmayı düşündüğüm farklı şeyler vardı. Okula gelirken radyoda AtlasJet uçağının Isparta Havaalanı yakınlarında düştüğünü öğrenene kadar. Her şeyden önce, kaybedilen 56 canın acısını dindirmenin imkanı yok. Umarım hepsinin yerleri cennettedir ve geride kalan yakınları ömürleri boyunca böyle bir başka acı yaşamazlar. &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daha çok yakın zamanda, 2003'te, benzeri bir kazayı Diyarbakır'da yaşamış olmamız hadisenin önemli boyutlarından birisi. Zira uçak kazaları, yapılan uçuş sayısına kıyasla oldukça nadir seyreder. İstatistiki olarak 1950-2005 yılları arasında yıllık kaza sayısı ortalama 30'dur. Bir uçak kazasında ölme olasılığımız 11 milyonda bir iken, motorlu taşıtlarda ise aynı oran 5000'de birdir. Bütün bu verilere bakıldığında, Türkiye'de son 5 yılda iki büyük kazanın olması, buna ek olarak yakın zamanda bir çok uçuşta camların çatlaması vb. gibi durumlarla kazanın eşiğinden dönülmesi bir şeylerin ters gitmekte olduğunu düşündürüyor insana.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Türk sivil havacılık sektörü son yıllarda büyük gelişme gösterdi. Özel havayollarının faaliyete başlaması ve uyguladıkları rekabetçi fiyat stratejileri ile uçakla seyahat oranı ciddi ölçüde arttı. Benim, bu ters giden şeyleri, ucuzlayan fiyatlara bağlamak gibi bir niyetim yok, nasıl olsa bir çok kişinin yapacak bunu. Bunun doğru bir yaklaşım olduğunu düşünmüyorum, çünkü ucuz uçuş hadisesi bütün dünyada var olan bir şey, sadece bize biraz geç geldi. Kaldı ki, kaza istatistikleri de bunun böyle olmadığını gösteriyor. Demek ki, farklı bir şeyler var, ama onlar neyse, -yönetim anlayışı olabilir, insan faktörünün yeteri kadar kontrol altında tutulamaması olabilir-, bir an önce tespit edilip gerekli adımların atılmasını gerektiriyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Haberlerden takip ettiğim kadarıyla AtlasJet üst düzey yönetimi kaza sonrasında hemen bir açıklama yapmış. Bu, kriz yönetimi anlamında olumlu bir gelişme, çünkü böyle üzücü olaylardan sonra firmaların kamuya karşı önemli bir görevi var: Doğru ve doyurucu bilgi verme görevi. Hatırladığım kadarıyla Diyarbakır kazasından sonra ilk açıklama Ulaştırma Bakanlığı'ndan gelmişti, THY ise bir süre herhangi bir açıklama yapmamıştı. Bu sefer açıklama zamanında geldi, haberlerden anladığım kadarıyla AtlasJet'in iletişim danışmanlığını yürüten şirket de olaya anında müdahil olmuş. Tabii kriz yönetimi ve PR çalışmasının ilk olumlu adımı bir gün sonra gazetelere verilen ve buram buram reklam kokan ilanla -yıllardır yaptığımız onbinlerce uçuşta taşıdığımız milyonlarca yolcu (!)- doğrudan tersine döndü, o da apayrı bir mesele. Görünen o ki, bundan sonra Atlas Jet'i çok daha zor günler bekliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu üzücü kazada kaybettiklerimiz arasında maalesef altı akademisyenimiz de yer alıyor. Boğaziçi Üniversitesi ve Doğuş Üniversitesi başta olmak üzere Türk akademi camiasının üzüntüsünü paylaşıyorum. Süleyman Demirel Üniversitesi'nde düzenlenecek olan bir konferansa katılmak üzere uçakta olan hocalarımızın hayatını kaybetmeleri sonrası konferansı iptal eden Süleyman Demirel Üniversitesi'ne de, bu kararları nedeniyle teşekkür ediyorum.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Umarım bir daha böyle kazalarla hiç karşılaşmayız.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;*İstatistiki veriler &lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.planecrashinfo.com/"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;www.planecrashinfo.com&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt; adresinden alınmıştır.&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-8914643220800803232?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/8914643220800803232/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=8914643220800803232' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8914643220800803232'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/8914643220800803232'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2007/11/atlasjet-kazasnn-ardndan.html' title='AtlasJet kazasının ardından...'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R0_aRNeftPI/AAAAAAAAAAs/7V_PL4DEpxk/s72-c/ucak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-4695195973890289963</id><published>2007-11-02T12:55:00.001+02:00</published><updated>2008-02-13T17:13:17.298+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Türk lokumuyla tatlı rüyalar</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/RysE8Jm_eJI/AAAAAAAAAAk/z8q1tFMykL0/s1600-h/urun_lokum_5.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5128198032109566098" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/RysE8Jm_eJI/AAAAAAAAAAk/z8q1tFMykL0/s200/urun_lokum_5.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Dün gece haber bültenlerindeydi, bugün gazetelere de düştü. Rumlar bizim lokumu almış, Rum lokumu adıyla AB'de tescil ettirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizim gazeteciler de kameralarını kapıp Kapalıçarşı'ya koşmuşlar. Esnafa soruyorlar "Baba ne iş?" diye. Esnaf da açıyor ağzını yumuyor gözünü, kimisi "Bu bizim lokumumuz" diyor, "ellere vermeyiz", kimisi Yunan, Rum artık kimi bulursa giydiriyor, kimi AB'ye kızıyor. Zaten bu Yunanlar geçende de baklavayı tescil ettirmişler, şimdi sıra lokuma gelmiş. Özetle, bir kıyamet bir feveran, sorma gitsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesini biraz daha açtım, bekledim belki birisi de çıkar "İşte biz de baklavadan sonra lokumun tescil işlemlerine başladık, şunlar şunlar şunları da tescil sürecine girdik" der diye. Umut fakirin ekmeği. Tabii ki çıkmadı. Bağırışlar çağırışlar arasında haber bitti, öbür habere geçildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sinir sahibi oldum. Ama Rumlara değil. Canım kardeşim, madem böyle bir tescil mekanizması var, sen neden uyuyorsun? Hadi baklavayı tescil ettirirlerken uyudun, sonra bir Allah'ın kulu da çıkıp "Hadi baklava gitti, biz önümüze bakalım" demedi mi? Demez mi? İngilizcesi "Turkish Delight" diye buna bir şey yapamazlar diye mi düşündün yoksa? "Nasıl olsa her milli maçın öncesinde ve sonrasına yabancı gazetelerde Turkish Delight'a gönderme yapılıyor, bizim lokuma bir şey olmaz" demişsinizdir muhtemelen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otur otur otur, uyu uyu uyu, ondan sonra da birisi bir şey yapınca kalk bağır çağır feveran et. Üç ay sonra döner tescil edilince -belki çoktan edilmiştir- o zaman bir haber daha çakarsın, Türk'e Türk gazını verir, kızgın kızgın takılırız. İki ay sonra da memleketin marka uzmanları bir konferansta bir araya gelir "Neden Türkiye'den dünya markası çıkmıyor" diye tartışırlar. Stratejin yok, vizyonun yok ey güzel insan. Ondan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mazhar Alanson'un dediği gibi. Türk lokumuyla tatlı rüyalar arkadaşlar. İyi uykular.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-4695195973890289963?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/4695195973890289963/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=4695195973890289963' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4695195973890289963'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/4695195973890289963'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2007/11/trk-lokumuyla-tatl-ryalar.html' title='Türk lokumuyla tatlı rüyalar'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/RysE8Jm_eJI/AAAAAAAAAAk/z8q1tFMykL0/s72-c/urun_lokum_5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-5779910246444147799.post-2230337261602627280</id><published>2007-10-29T10:24:00.002+02:00</published><updated>2008-02-13T17:15:30.354+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='pazarlama dünyası'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='güncel'/><title type='text'>Facebook'tan feyz almak</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3D9su3s5rI/AAAAAAAAAA0/FFZqBM4mdpE/s1600-h/facebook.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5147893319022208690" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3D9su3s5rI/AAAAAAAAAA0/FFZqBM4mdpE/s200/facebook.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu blog olayına yeniden gireyim dedim. "Yazacağım yazacağım" diyorum, bir ton başka şey giriyor araya. Kısmet bugüneymiş. Yazacak çok şey var elbet, ama madem bir Facebook çılgınlığı almış başını gidiyor, ilk konumuz bu olsun bari.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başlarda inat ettim, dedim ki "Üye müye olmam ben kardeşim öyle ne idüğü belirsiz yerlere". Hayır zaten gerçek hayatta yeteri kadar anonim değiliz, bari sanal dünyada anonim kalalım. Cem'in facebook'undan ara ara da bakıyorum zaten, yeter. Bir hafta iki hafta derken bir baktık bütün arkadaşlar teker teker düşmeye başladılar ortamlara. &lt;a href="http://sozluk.sourtimes.org/" target="_blank"&gt;Sözlük&lt;/a&gt;te de bir trend bir trend, feyzbuk şöyle feyzbuk böyle diye. Eh kambersiz düğün olmaz dedik, bir gazla gittik kaydımızı yaptırdık. Bir ay falan oldu, vampirden zombiden kaçabildiğim ölçüde baktım, inceledim sizler için efendim (Sanki üye olmayan kalmış gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçi herkes biliyordur ama bilmeyenler, "Ne lan bu Facebook?" diyenler için özetle insan biriktirme sitesi diye açıklamak mümkün. Bol fonksiyonlu fotoğraf albümü. Üzerinde birbirini öpen iki çocuğun bulunduğu albümlerden tek farkı, o çocukların ilkokul arkadaşınız olabilme ve durup dururken size "Hatırladın mı ben mahalleden Burhan" diye mesaj atabilmeleri ihtimali. Tabii bu ihtimaller kimi insanlarda "Vayy Burhan oğlum, sümsüğün tekiydin sen 25 sene önce, adam olmuşsun, P&amp;amp;G'lere girmişsin" şeklinde muhabbetler olarak tezahür ederken, kimilerinde de "Ne Burhan'ı ya, biz o mahalle defterini 25 sene önce kapatmamış mıydık bilader?" duygusuna neden olabiliyor. Ben ikinci gruptanım. Vampire kumpire de gıcık oluyorum o yüzden. Neyse, bunlar apayrı bir yazının konusu. Benim asıl niyetim, bu Facebook denilen illeti pazarlama perspektifinden irdelemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorsunuz, geçenlerde Microsoft Facebook'un %1.6'sını 500 milyon dolara satın aldı. Böylece sitenin değeri 15 milyar dolara yaklaştı. Vaktiyle bir kaç milyar dolar için takla atan siyasilerimiz hatırlandığında, miktarın ne denli ciddi olduğu anlaşılabilir. Microsoft enayi değil tabii, bu parayı vermeden önce hesabını kitabını ona göre yapmıştır. Peki Gatesgiller bu parayı neye verdiler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyden önce Facebook yoluyla toplanan veri meselesi evlere şenlik. Elin sitesine bütün bilgilerimizi böyle çarşaf çarşaf sermek akıllı mantıklı 150 IQlu insanların yapacağı iş midir? Değildir. Ama görünen o ki sosyalleşme güvenlik müvenlik dinlemiyor. Sonuçta 50 milyon kişinin gerçek isimlerinden, gerçek işlerinden, gerçek eğitim bilgilerinden ve daha bir dolu şeylerden oluşan inanılmaz bir veritabanı oluşuyor. Sadece pazarlama enformasyonu için bile değer. Ama tabii bununla bitmiyor, bu enformasyon çerçevesinde doğru hedef kitleye uygun mesajların gönderilebilmesine olanak tanıyor Facebook'un yapısı. Microsoft'un ödediği bedelin bir kısmı bu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkincisi Facebook'un gelişme potanyeli. Geçen yıl 1 milyar dolar eden bir sitenin bu sene 15 milyara dayanması, önümüzdeki sene için fikir veriyordur sanırım. Sonuçta talep henüz doymuş değil, üye sayısı logaritmik bir şekilde artıyor. Üstelik yakında uygulamaya gireceği rivayet edilen sesli görüşme vb. gibi aplikasyonarla Facebook çok daha farklı bir yere gidecek gibi görünüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konunun pazarlamacıları ilgilendiren bir başka yönü daha var. O da sanal dünyanın Facebook yoluyla iyiden iyiye gerçekle buluşması. İnternet hayatımıza ilk girdiğinde, bir çoğumuz için "ikinci bir hayat denemesi" idi. Anonim isimlerle (yani nicklerle) "takılınılan" bir yerdi. Gerçek dünyada yapamadıklarımızı yaptığımız, olmadıklarımızı olduğumuz bir oyun bahçesiydi. İnternetle fazla haşır neşir olanlara "bilgisayar başında dura dura asosyal oldu gariban" yaftasını yapıştırırken iyiydi de, Facebook ile bütün bu paradigma alt üst oldu gibi. Gerçek hayatlar sanal dünyaya kavuştu, sanal dünya hiç olmadığı kadar gerçek oldu. Olaya bu açıdan bakınca, İnternet tarafında farklı bir noktaya doğru gittiğimiz açıkça görülüyor. Bu değişimin mesaj kanalları, mesaj içerikleri gibi konularda da çok önemli izdüşümleri olacak pek tabii ki. İyi pazarlamacılar bu değişimi yakalayacaklar, yakalayamayanlar ise kös kös bakacak onlara.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Facebook hakkında yazacak çok şey var, kalanlar zamanı geldikçe.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/5779910246444147799-2230337261602627280?l=markagiller.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://markagiller.blogspot.com/feeds/2230337261602627280/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=5779910246444147799&amp;postID=2230337261602627280' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2230337261602627280'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/5779910246444147799/posts/default/2230337261602627280'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://markagiller.blogspot.com/2007/10/facebooktan-feyz-almak.html' title='Facebook&apos;tan feyz almak'/><author><name>Melike Demirbağ Kaplan</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_lDAC9pONBDo/R3D9su3s5rI/AAAAAAAAAA0/FFZqBM4mdpE/s72-c/facebook.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
